20 Haziran 2012 Çarşamba

Kendini yeni keşfeden bir submissve'in soruları ve BDSM ile ilk tanışma

Bana gelen bazı mailler oluyor.  Diyor ki maili yazan kadın. "Blogunuzu okudum defalarca. Ve kendimde cocuklugumdan beri buldugum bazı seylerin nedenlerini blogunuzu okuyunca farkettim. Peki ben ne yapmalıyım simdi?"
Bloğumun özündeki mesaj zaten hep burada düğümleniyor.

Bir takım submissive insanlar var ve onların kimliklerini keşfetme süreci var. Bu keşfetme süreci birçok soru işaretiyle dolu olarak geçer.

Submissive yanlarını DS hayat tarzıyla ilişkilendiren ve submissive adlandırmasıyla  kendini tanımlamaya başlayan biri ne yaşar?

 Öncelikle toplumsal kurallar, öğrenilmiş yanlış tanımlar  ve dayatılmış etik boyunduruğu yüzünden , hissettiklerinden dolayı şunları hisseder.



  • Suçluluk
  • Endişe
  • Acaba ben sapık mıyım?
  • Psikologa mı gitmeliyim?
  • Yok yok asıl psikiyatriste gitsem iyi olur, en azından ilaç milaç yazar ne bileyim.
  • Bu yanımı gizlemeli miyim? Etrafımda duyulursa sıçtık!
  • Acaba BDSM tarzı bir ilişki bana iyi gelir mi?
  • Peki böyle bir ilişkiyi yaşarken başıma bir şey gelir mi?
  • Acaba tam olarak istedigim bu mu? Bu tarz bir ilişki yaşamak benim hangi değerimi güclendirir?
  • Peki diyelim böyle ilişki yaşayacak bir efendiye rastgeldim, ben kendimden eminim de ya karsımdaki adam sapık cıkarsa??!! (Aman tanrım!!!)
  • Hmm aslında heyecan da duyuyorum,güclü bir merak kaplıyor içimi...Acaba??şey...ufff...tamam unut bunlaır kızım, kafanı karıştırma...vsvsvsvs
gibi devam eden hisler yaşayabilir kendini yeni keşfeden bir submissive.

Fakat diğer yandan tüm bu kaygılı hislere eşlik eden büyük bir his vardır. Heyecan ve merak! Merak büyük bir enerji barındıran bir histir. O hissin yarattığı enerjiyi kullanıp kullanmamak o kişinin kendisine kalan birşey.

 Sen! Evet sen! Ne yapmam gerekiyor diyorsun! Hiçbirsey yapman gerekmiyor. Hislerinle barışman yetecektir sana, hepsi bu.

Kimi hayata karsı birey olma ve tabi olma arasındaki dengesizliği sanatla, kimi işyerindeki hırslarla, kimi dominantlıkla, kimi içe dönüklükle, kimi kendini ailesine adamışlıkla, kimi maceralar yaşarak, kimi extereme spor aktiviteleriyle, kimi yazarak, kimi susarak telafi eder. Ego savunma mekanizmalarından en yaygını bu.

Sen de ozgurlukle, birey olma arasındaki dengeyi submissive yanınla kuruyorsun. Bu iyi ya da kotu degil. Sadece kendini ailesine adayan fedakar anne  ya da işyerinde kariyer hırsı yapan kadın toplumca ödüllendirilir ama submissive yanını ön plana çıkartarak hayatta bir denge saglayan kadın , bunlar kadar ödüllendirilmez. Tek fark bu...Kötü ya da yanlış diye bir sey yok senin hissettigin seylerde. Hatta kendi hislerini bastırmak yerine onlarla yüzleştigin zaman gercekten ozgur oldugunu hissediyorsun. "Ohhhhh" cekme hali yani. Evet buyum ben ve bu halim bana iyi geliyor demek büyük özgürlük.

Fakat tutup da hemen internetten eli sopalı  ve efendi diye geçinen adamlara hevesle koşarsan  muhtemelen , kendi içindeki bu gizemli hislerin darbe yiyecektir. Efendi aranmaz, karşına çıkar. Ayrıca submissve bir kadının her zaman bir efendisi olması gerekmiyor. Kendi kendineyken de submissive yanını his boyutunda yaşabilirsin. Ki zaten simdiye kadar böyle yaptın bunu.

Yukarıda sıraladıgım soruların yanıtları sende gizli. Ne yaşamak istiyorsun? Ne yapmak istiyorsun? bu hislerinin üzerine gidip ne kadarını yaşamak istiyorsun? Yanıtını  verdikten sonra yukarıdakilerin de yanıtını veriyor olacaksın.

Ben burada sana sadece yol gösterebilirim ama yanıtını veremem.

Meraklı sorularını bekliyorum!



Kırmızı elma bahane, klavye delikanlılıgı sahane

İsa'nın acıları, yoksul ve tüm özgürlükleri elinden alınmış halkın acılarından daha büyük acılar olarak  anlatıldı efsanelerde. "Biz"in acıları "ben"in acılarından daha onemli goruldu. İsa "biz" denilebilecek bir toplulugu temsil ediyordu cunku. Oysa kilisenin  bireylerde yani "ben"lerde yaşattıgı acıların hesabı isa'nın cektiklerinin kat kat fazlasıydı.

Biz'leşme hali ben olma halinin otesine gecince bir sosyal histeri olusuyor. Tarih bunu gösterdi.  Günümüz sosyal medya mecrasını elbette etkilesim anlamında yararlı, büyülü ve eğlenceli buluyorum. Fakat sosyal medyanın içinde bazen  "biz" olma halini cemaat ruhuna taşıyan ve doğal olarak da kollektif bir histeri'yi, bir endaze sapmasını  en uç noktaya taşıyan insanlara rastlamak mümkün.

Kırmızı elma sözlük'teki disikole yorumları hakkında nacizane dusuncemi yazdıgım icin küfürlerle saldıran klavye delikanlısı hanım kızlarımız sadece bir örnek buna.

Wiki tarzı sözlükleri çok yaratıcı buluyor ve keyifle takip ediyorum. Buna eksisozluk ve kırmızıelma da dahil. Bu tür mecralarda keni "ben"liğini ve bireyliğini kaybetmeden bir duruş sergileyen insanlar  da var. Küfür, saldırı ve hatta  karşı tarafın söylemediği bir şeyi söylemiş gibi gösterme eğiliminde olanlara sözüm.

"Dişikoleye katılmıyorum , reddominum'dan nefret ediyorum ama bu blogger'ları  içten buluyorum ve takip ediyorum"  diyerek genel cadı avına kapılmayan bireyleri tenzih ediyorum.

Hatta usturuplu ve saygın bir sekilde elestirenleri de anlıyorum. Fakat bu mecralarda , en ufak bir farklı düsünce karşısında nick'lerin  ve site üyeliğinin arkasına sıgınarak insanfsızca yorumlar yazarak histerik saldırılara girenlere acıyorum.  Çünkü refleks, beyin ya da vicdanın önüne geçmiş bu yorumlarda.

Neyse ki site yazarları arasında da benliğini koruyan , kendi duruşuna ve vicdanına sahip çıkan insanlar var. Bu sevindirici...

Konu kırmızı elma degil. Dedigim gibi sözlük keyifli bir yer. Fakat sosyal medya küstahları hayatımızda hep olacak, klavye delikanlıları hep olacak.

Ortada sozluk hakkında edilmis kotu bir laf yokken tamamen refleks yoluyla saldırıya geçen üçbeş insana malesef istedikleri yanıtları vermeyecegim. Umursadıgımdan degil,  insanların klavye karsısında nasıl bir varlıga donustügüne üzülmem ve onlara acıdıgımdan yazıyorum bunları.


4 Haziran 2012 Pazartesi

Filmler, öyküler ve DS İlişki

Normal mainstream filmler  ve bağımsız filmler dahil olmak üzere son 40 yılda çekilen ve erotik sahnelerin bulunduğu filmlerden oluşan bir arşivim var. Porno değil. Eyes Wide Shot'dan, Basic Instinct'e , Crash'ten Sex and the Lucia'ya kadar... Ayrıca erotik temalı olmayan dramları da katalım bunlara.



Tüm bu filmlerde insanın farklı ruh halleri ve dönüşümleri anlatılıyor. Romanlar gibi.  Ve bu filmlerde kadının kendini her olayda yeniden keşfedişine tanık oluyoruz. Kendinde kesfettigi seylere karsı,  basta cekingen, duyarsız ama uygun zamanı geldiğinde de  tutkulu sekilde yaklaştıgını gorebilirsiniz.

Gerçek hayatta da böyle. Köle efendi ilişkisine onyargıyla , korku ve endişeyle  ve hatta kadın hakları ve feminizm boyutundan da bakan bir kadın bir bakmışsınız ki, kendi bireysel dönüşümünün geldiği bir noktada içindeki submissive'i ya da hatta dominant'ı ve hatta biseksuel kadını kesfedip onunla barışabiliyor.


Ve bu o içinki farklı tutkuyu ve heyecanı kesfeden kadının beyazperdedeki keşfediş anı muhtesem bir enerji patlaması olarak karşımıza çıkıyor.  Eşine cok baglı bir ev kadının bir anda cinsel ve duygusal bir coşku ile başka bir adamla cılgınca sevişmesi (Unfaithfull filmi mesela), Evli bir kadının kocasının gozu onunde arabada baska bir adamla sevismesi (Crash mesela),  Gayet heteroseksuel bir kadının bir anda icindeki biseksuel ile barışıp başka bir kadının goguslerinde dudaklarını gezdirmesi ( Gia mesela)...bu patlama anına bir örnek.

O müthiş ve tarifsiz kendini ozgurlestirme , kendi kendine engel olmaktan vazgecme ve bu nedenle de kendini özgür ve iyi hissetme hali izleyiciye de büyük bir coşku ve katarsiz taşıyor. 

Sürekli olarak kendini yenileyen bir köle efendi ilişkisi de işte tam olarak bu filmlerde rastlanan kendiyle barışma  halini tekrar ve tekrar her gün yaşamaktır.

Yaşamın ve olayların akışına ve dalgalanmalara bırakmadan sistemli ve istekli şekilde bu coşku halinin içinde kalmaktır. Kendinden kaçmayı, kurumuş çalışar gibi ateşe verip  ozgurlugu eline alan kadınların yaşadıgı budur. Onları gözlerindeki parıltıdan ve yüzlerindeki tarifsiz ve saklanamayan gülümsemeden tanıyabilirsiniz.

Kırmızı Elma sözlük ve disikole üzerine düsünceler

Dişi köleye dair sosyal medyada ne var diye şöyle bir bakma gereği duydum. Ve karşıma en çok yorum ekşi sözlük ve kirmizielma sozlukte çıktı. Meraklısı varsa okusun:

Gerek benim blogumu gerekse de disikole'nin blogunu yerden yere vuran, iğrenc mide bulandırıcı bulan kişilerin yanı sıra,  gayet içten ve samimi bulanların sayısı da az degil.

Sözkonusu sözlükte ve diğer sözlüklerde zaten içtenlik en onemli konsept. Fakat sözde kadın sözlüğü gibi gorunen sozlukte "kadın" nickiyle giren bir sürü erkek oldugu acik. Vestiyer kelimesi kıyafet astıgımız yer için kullanılır. Fransızcası vestiaire . Farklı cinsiyetin kıyafetine bürünmüş insana travesti diyoruz.  

Kırmızı elma gibi sözlük ortamlarında kendini kadın gibi gosteren erkeklerden olusan ve bir anlamda "travesti" bir durum oluşturan bir kitleye rastlayabiliyoruz. Kadınlar kadar , kadın gibi gorunme cabasındaki erkekler de var diyorum yani.

Burada da samimiyetin onemi artıyor. Disikolenin blogunu igrenc, kadınlık onuruna vs. aykırı bulabilirler bu sozlukteki yazarlar. Fakat şu da var ki  disikole, paylastıklarıyla onlarin bir kısmından daha samimi ve gercek bir sekilde kendini ifade ediyor.

Sırf kadınlarla cinsel konuları rahatca tartısabilmek ve belki de tatmin saglamak icin kadın nickiyle bir kadın sozlugune uye olanlardan coook cook daha samimi.
 ****

Blogumda sürekli vurguladıgım bir şey var. Köle efendi ilişkisini ,  aşk ile sevgililikle ya da baska bir iliski türüyle kıyaslayıp en ideal ilişki türüdür diye bir iddiada bulunmuyorum. Bu evrende mutlak doğru diye bir şey olmadıgı cok acık. Her kıyafet herkese uymaz! Önemli olan üstümüze uyan kıyafeti bulup onu deneme cesareti bulmaktır.

Bize dar gelen sevgililikler, aşklar, evlilikler, flortler, one night stand'ler varsa illa ki onları tekrar tekrar üstümüze uydurmaya calısmak bosa bir caba olabilir diyorum blogumda. özeti budur tüm yazılanların.

Bazen de kactıgımız baska kıyafetlere de bakmakta yarar olabilir. Belki (evet belki) o kıyafetlerle daha güzel hissedbiliriz. Köle efendi ilişkisi de tam olarak bu kıyafetlerden biridir.

İşlemeyen, yürümeyen, hep bizi tokezleten, bizden enerji ve zaman calan iliskilerin dısında , başlarda kabul etmesi güc bile gelen ama belki de yasanabilecek bir iliski türü olabilir DS iliskiler. Ve elbette ki bakarsınız ki o da size uymaz ve sadece bir fantazidir. Bilinmez.


NOT: Buradaki travesti benzetmesi, sözcük kokenine gonderme yapılarak kullanımıştır. Tutup da insanlara gerçek travesti denildigini sanan entellektuel cıkarım özürlü bazı insanlar olabilir diye acıklama yapma geregi duydum.



29 Mart 2012 Perşembe

Hayalimdeki Şato

Yaş kırklara yaklaşmış.  Yaşadıklarının ve öğrenerek biriktirdiklerinin bir insanı tekamüle taşıyacağını umarken , o birikintinin insana yeni bir sorumluluk ve yeni bir başkangıç getirdiğini gördüm. Sisyphos söylencesini biliyorsundur. Mitolojiyle az da olsa ilgin var biliyorum.

Varoluşçular da insanın bu Sisypos söylenindeki cezasına kafayı takmışlar. Albert Camus'tan efsanenin özetini alalım:

"Şair Homeros'a göre Sisyphos, ölümlülerin en bilgesi ve en uyanığıdır. Tanrılar Sisyphos'u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkum etmişlerdi; Sisyphos kayayı tepeye kadar getirecek, kaya tepeye gelince kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşecekti hep. Yararsız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüşlerdi, o kadar haksız da sayılmazlardı."

İşte, insan bir türlü o kayayı en tepeye çıkartamıyor. Tam çıkarttığımız sırada o kayanın tekrar yuvarlanıp aşağılara indiğini görmek sanırım yazgımız.  Yıllarca yukarı taşıdığımız o kayanın tekrar aşağı yuvarlanması aslında umut kırıcı bir şey değil.  Daha da iştahlandırıcı bir şey.

Deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz, bizi bilgeleştiren herşey şekil değiştiriyorlar.  Kendimizi bulduğumuzu sandığımızda, bulduğumuz şey kendimizden daha başka bir şey oluyor.

Eskiden uzun yolculuklara çıkmayı, bu nedenle de beni bir coğrafyaya bağlayacak bir eşya, bir mülk ve bir canlıya sahip olmak istemezdim. İlk buzdolabımımı aldığım gün o nesnenin tüm ağırlığını (Evet buzdolabından sözediyorum) bedenimde hissetmiştim. Coğrafyaya beni bağlamak için  dikilmiş bir kule gibi karşımdaydı sayın Ariston hanım.  Neyse zaten tecavuz kaçınılmaz olunca No-Frost'tan zevk almaya başlamak lazımdı.

Sonra hayatıma bazı canlılar da girmeye başladı. 2 ve 4 ayaklı canlılar..Bir süre sonra onlardan uzaklaşmamak için bulunduğum coğrafyaya  kazın dikmeye başladım.

Zaten  insan Kavafis'in şiirini yaş ilerleyince daha iyi anlıyor:

"Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de."
 Şimdilerde artık sabit bir hayat kurma isteğim var. Bu isteğe bir hayal de eşlik ediyor. Bir şato hayali. Evet...Kücük de olsa bir şato hayal ediyorum.  Geniş ve büyülü bir aydınlatması olan bir salon. Ortasında büyük bir yemek masası. 4 tarafından Hi-End ses alabilecegim bir sistem ve elbette lambalı amplifikator ve pikap.   2 Mahzenim var. 
Birisi şaraplarımı sakladığım kav. Diğeri de kölelerimi zincirlediğim , taş duvarları olan dungeon!  Duvarlardan sarkan zincirler, küçük kafesler ve oyuncaklarım
.
Mahzene inen merdivenlerin duvarlarında meşaleler yanıyor. Ağır adımlarla zindana indiğimde daha önceden duvara zincirlediğim kölelerim sesimi duyup toparlanıyorlar...Dilediğimce  sert davranabiliyorum. Cezalandırıyorum. 
Buralar çok klasik ve bildik.  Asıl hayalim, oradan bir kölemi çıkartıp, yukarı çıkartmak.  Ve  meşale ışığında kitabımı okurken ve müzik dinlerken, o kölenin dizimin dibinde  durması, başını dizime yaslayıp huzurla orada hizmetimde beklemesi. Hiç olduğunu anımsayarak özgürlüğü hissetmesi.
Tabi 21. yüzyılda yaşadıgımızı unutmamak ve fazla ses geçirmeyen bir evle idare etmek gerekiyor. 

28 Mart 2012 Çarşamba

Blogumu search edenlere bir cift söz

Blog istatistiklerinde , bazı ziyaretcilerin google arama motorunda bana hangi aramalarla ulaştıkları yazıyor. Bakalım ne aramıs bu ziyaretcilerim.

kadından sahibe olmaz
:  Erkekten de olmaz zaten. O yüzden boşa üzülme. Master ve efendi ariyorsan doğru yerdesin, gerisi boş.















kadınlar sexse ihtiyaç duyarmı: Bak şekerim "mı" gibi soru ekleri aynen bir kelime gibi ayrı yazılır. Kadınlar sekse ihtiyaç duyar ama seX e duyar mı bilmiyorum.  Kadınların ayrıca tuvalete gittikleri ve yemek yediklerini hatta su içtiklerini de bilmende yarar var.  Bloga hoşgeldin.












reddominum: Buyrun benim

aldatmak cinsellikmidir
:  Bak güzel kardeşim! Hala "midir" gibi soru eklerini birleşik yazıyorsun. Aldatmak cinsellik midir gibi felsefi bir soruyu bulman ve bunu üstelik merak edip google hazretlerinde aratman senin pek nadide bir insan oldugunu  gösterir. Beni okudugun icin tesekkur ederim. 






















bilinc altina hukm etmek
 : Hükm etmek gibi 2 bağımsız kelime, dilimiz tarafından birleştirilip hükmetmek olarak yüzlerce yıl önce pratikleştirilmişti aslında.  Bilinçaltına  hükmetme merakı nereden geliyor ve bunu google'da arastırma ihtiyacını neden duydun  acaba? Gerçekten karşımızda bir  mandrake mi  var?











bilinçaltı ile 10 kilo verdi
 : Aman tanrım. Bilinçaltı ile 10 kilo verdi demissin de bu kilon verenin kim oldugunu yazmamışsın. Ayrıca google hazretleri nicin beni bu arama sonucunda senin karsına getirdi? Gerçekten Fantagül'ün suçu nedir diye merak etmeye başladım, Eüzibesmele amin.











birkadınınkaranlıkilişkisi
: Birkadının ne ilişkisi?  Karanlık ilişkisi? Kiminle karanlık ilişkisi? Olay çok heyecanlı. Ben de takip etmek istiyorum o bloğu. Ama yine karşıma kendim çıkıyorum aramalarda. Kahrol Google!










erkeklerde kolelik ruhu
: Yok öyle bir ruh...Ya da tuz ruhudur , bunu erkeklikle karıştırmayalım. Bak şimdi XY kromozom dizisinden girip E5 karayolundan cıkabilecek kadar uzun yazabiliyorum. Doğru söylüyorum. Vakit varken kaç git buralardan. Sonra pişman olursun, yazının yarısına gelmedne intihar edebilirsin. Seni içindeki köle ile başbaşa bırakıyorum ey okur!










kadinlari köle yapmak bilincalti
: Bak sevgili okurum! Anlaşılan o ki google hazretlerini, kadınların bilinclatına nasıl girerim ve onları kendime nasıl köle yaparım sorunsalına alet etmişsin. Ve kaderin cilvesi şu ki, google seni benim karsıma cıkarttı her seferinde. Kadınların bilincine seslenemezsen bilincaltına hiç seslenemezsin. Sana bunu derim ve çeker giderim.


























22 Mart 2012 Perşembe

Bir görüşmemizde yaşananlar ve iç sesim

Ellerini başının arkasında  gergin şekilde tutmuş bekliyor. Sırtına ısırıklar bırakıyor, eteğini yukarı sıyırıyorum...

Gögüs uçlarına klipsler takıyorum. Canın yanıyor mu? diye soruyorum, yandığını bile bile. Kıvranmasına rağmen  zorlanarak "I ıhhh! Yanmıyor Efendim" diyor.

Clips'in sıkma gücünü arttıran vidayı sıkıyorum, ya şimdi yanıyor mu canın? dememe bile gerek kalmadan can acısıyla bükülüyor.

 
Sesimi yükselterek  azarlıyorum.  Ensesinde yere paralel ve gergin durması gereken kolları  acıdan dolayı   kapanmaya başladı diye kızıyorum...   Acı çekiyor olabilirsin ama dimdik ve gergin şekilde heykel gibi durman gerektiğini unutmamalısın degil mi diyorum. Hak veriyor ve gogus uçlarındaki acıya rağmen yine toplarlanıyor ve dimdik duruyor. Artık acı beden hareketlerinden değil , yüzündeki ifadelerden okunabiliyor bir tek.



 Bu acıyı anımsatma törenini kısa kesiyor , klipsi çıkartıyor hatta gogus uclarını opuyorum biraz acıı geçsin diye. "Teşekkür ederim Efendim" diyor.

Klipsleri en gevşek moduna getirip tekrar takıyorum. Bu kez acımadığını biliyoruz. Belki küçük bir sızı o kadar.

Gogus morluklarını sevdigim icin , bir gogsunun yanına ısırık izimi de bırakmayı ihmal etmiyorum.

İç sesim , ah o dışıma çıkmayan iç sesim elbette benimle konuşuyor bazen böyle durumlarda. Kimsin sen? diyor bana. 
Niye böyle yumuşacık kalpli, böyle tatlı ve güzel , kimseye zararı dokunmayan, zeki, zengin ruhlu,  küstah ya da şımarık olmayan,  üstelik beni tüm varlığıyla seven bir kıza bunları yapıyorsun?  

Neden ona tensel acı veriyorum? Neden? Yanıtını bilmeme rağmen bu soruyu sorup yanıtı tekrar etmek bir tür iman tazelemek aslında. Yaptığım şeyi sorgulayarak tekrar tekrar davranışlarımın nedenini anlayarak iman tazeliyorum. Bunu yapmama neden olan en temel içgüdü elbette ki cinsel bir içgüdü.

 Fakat sen cinselliği her zaman sertlikle tanımlayan biri değilsin ki? Nedennnn?? Neden o halde böyle davranıyorsun? diyorum kendime.

Çünkü en medeni halinden çıkartıp en doğal haline indirgemek o cinselliği, öğretilen sevgililik, partnerlik vb. ilişkilerinin aksine bir hale getirmek ruhumu aydınlatıyor.Ama bu, ona acı vermemin en temel gerekçesi değil ve olamaz. İçimden gelen durdurulamaz bir cinsel şiddet ihtiyacı yok. Hatta biraz daha planlı yaptığımı söyleyebilirim bunu. İçgüdüsel bir saldırganlıkla değil. Benimki sadece, bir şey yaparken o şeyden aynı anda zevk de almak. Yoksa zevk almak icin yapmadıgım kesin.

Tamam madem cinsellik sadece bu şiddetin sende bir yansıması ve bir sonuç...Yarattığı cinsel duygudan keyif alıyorsun ama o halde asıl nedeni ne bu zavallı kıza böyle davranmanın?

Yanıtını yine biliyorum. Onu daha büyük acılardan kurtarmak! 

Peh ! Ne büyük ne ulvi görevler edinmişsin sen kendine Red Dominum!
Beni yanlış anlayacağını biliyordum. Fakat  bir insanın gönüllü olarak teslim olması ve acıyı göğüsleme cesaretine yanıt olarak ona sunduğum bu zemin benim mutlu ediyor. Bunun bir terazisi yok. Ölçemiyoruz. Fakat kölemin eski hayatıyla şu anki hayatında yaşadığı hisleri tartarsak  hislerin yoğunluğu ve gerçekliği ve içsel proseslerinin  büyük bir enerjiyle harekete geçmesi hangisinde ağır basar biliyorum. Bana teslim olduktan sonra....

Murathan Mungan'ın  sanırım Lal Masalları'nda bir öykü vardı. Bir obada delikanlı ağanın kızına aşık olur ama kızı ona vermezler fakir diye.  Derken delikanlının sevgilisini başka bir ağanın oğlu ile evlendirirler. Delikanlının yapacağı hiç bir şey yoktur. Sevgilisi evlenmeden önce onu son kez görebilmek için bıyıklarını ve vucut tüylerini keser, dansoz kıyafeti giyerek kadın taklidi yaparak, sevdigi kadının düğününde köçeklik yapar. Burada eziklik mi vardır yoksa ruh büyüklüğü mü? Delikanlının o an yaşadığı hissin sadece acı olduğunu mu düşüneceğiz? Acı olsa bile sevgilisini görmenin sevinci ve mutluluğu da vardır. Kölenin de tensel acının varlığına rağmen, ruhsal olarak kendini disipline etmenin getirdiği bir mutluluğu görmezden mi geleceğiz?)



Sonra yüzükoyun yatırıp  ellerini arkadan ayak bileklerine bağlıyorum.. Öylece bekeletiyorum bir süre...El bilekleri acıyınca  ipi cozup daha gevşek hale getiriyorum.Sonra içimdeki hayvanı dışarı salıyorum...Döverek hakaret ederek....Nereye kadar bu durumla barışık kalacağını merak ederek...

Evet onun kabul edebileceği sınırlarda ruhsal yolculuklarımızı sürdürüyoruz. Kücük kızım, kölem , oyuncağım, öğrencim.... Canı yandıkça "Teşekkür ederim Efendim" diye inleyen sesi geliyor kulağıma.

Sonra  çözüp yere oturtuyorum ben koltukta otururken başını dizime koyuyor. Saçlarını okşuyorum. Dünyada şu an en çok olmak istediği yerde, dizimin dibinde o an.

6 Mart 2012 Salı

Denge

Kole efendi ilişkileri , ruhsal dengemizi saglamak, ruh hasatlıklarımızı sağaltmak için de kullanılabiliyormuş. Evet.

21 Şubat 2012 Salı

Akıyorsun Bana

Kölem dün gece bendeydi. Haftasonu görüşememiş olmaktan kaynaklı canımın sıkkınlığını biraz konustuktan sonra aya kaldırdım.
Zaten gelir gelmez siyah minisi, siyah ince corapları, ince topluklu ayakkabısını giymişti her zamanki gibi.

Ayaga kalktı, ayakta 1. pozisyonunu aldı. (Şu pozisyonların fotolarını çekip yayınlayayım en iyisi, tarifi zor oluyor her seferinde.)

Biraz oynadım onunla. Disiplininden bir şey yitirip yitirmediğini kontrol etmek alışkanlık haline geldi sanırım bende. Neyse ki  bana olan tutkusu , bazı yanlış anlaşılmalar dışında bir hataya izin vermiyor.

Göğüslerini soydum. Biraz canını yaktım. Grrrrrr. Bazen dişlerim kamaşıyor uzun süre o bedene hüküm sürmediğimde. Gogus uçlarına klipslerini taktım.

Salondaki meşhur orta sehpanın üzerine yatırdım akşam yemeğimmiş gibi.   Sehpanın 2 kenarına koydugum mumları üzerine damlattım. (Bu mum oyununun zararsız oldugunu bilmesine rağmen her seferinde tedirgin olmasına bayılıyorum.)

Kasıklarına mandal taktım, biraz aşağıladım. İtaati ve disiplini aynen bıraktıgım gibiydi...Güzel....

Biraz oynadıktan sonra önümde diz çöktürdüm. Yerde dizleri üstünde dimdik durup , iki elini  ensede  kavuşturup, kollar yere paralel gelecek sekilde gergin halde tutma pozisyonu. Dikkat! durumunda beni dinlemesi ve gerektiginde emirlerime hemen uymasını bekledigim pozisyonlardan biri.

Ben koltukta otururken o onumde diz cokmus emirlerimi bekliyor.

"Gözlerimin içine bak" diye emrettim. Önce odaklanamadı "Peki Efendim" demesine rağmen. Sonra tekrar ettim." Kımıldamadan gözlerimin için bak!!!!"

"Emredersiniz Efendim"

Sag elimi kaldırdım ve yüzüne bir tokat atacak gibi yaptım. Yanlardaki kolları gevşedi ve yüzünü savunma refleksiyle  dirseklerini kırdı yüzüne doğru. Gözlerini de kıstı!


Vurmadım! " Pozisyonunu bozma dimdik dur" diye emrettim. Efendinim ve sana vurabilirim. Başın gururla dimdik olacak. Kolar gergin , ensende, gözlerin de bir kurşun gibi sert ve güçlü halde bana bakacak. Anlaşıldı mı?"

 Masum ama gururlu bir ses tonuyla yutkundu. "Hı hı! Anlaşıldı Efendim".

Der demez sol yüzüne bir tokat indirdim. Bu kez daha dikti , pozizsyonunu bozmadı pek. Ama gözlerini kapatmıştı refleks olarak. Vurduktan sonra , sacını oksadım. "Aferin. yapabiliyorsun! Ama bu kez gozunu kırpmak yok"

Kararlı ve daha cesur bir aşamaya geldigini ses tonundan anlıyordum. Bu kez başaracagım der gibiydi sesinin tonu. "Anlaşıldı Efendim! Kapatmayacağım gözümü"...Aferin küçük köleme!!!!

Gerçekten bu kez gözleri kurşun gibi bakıyordu. Dimdikti. Gururla bakıyordu. Efendim bana vuruyor ve ben de onun tam istedigi gibi duruyorum. Onun gözlerine bakıyor gözlerim ve hiçbirseyden korkmuyorum, karsımda efendim var ve ben onun malıyım bundan gurur duyuyorum, hayatta en cok olmak istedigim yer şu an tam burası...gözleri bunu soyluyordu....

Nasıl durması gerektigini anlamıstı. Gözlerime kurşun gibi bakarken, ben onu tokatlıyordum. Daha önce öğrendigi gibi her vuruşumda "Teşekkür ederim Efendim" demeyi ihmal etmiyordu kibarca.

Sonra artık bunu yapabildiğini ona gösterdiğimi farkedip, sarıldım ona: saclarını optum. "Gördün mü bak, yapabiliyorsun. Başının dimdik durması böyle bir şey. Sürekli sana başın dimdik olacak dedigim buydu. Benim yanımda da , sosyal hayatta da boyle ol. En kötü durumda bile gözlerin kurşun gibi baksın ,başın dimdik olsun. Benim yanımda bana itaat et, küstahlık etme fakat dimdik  ol. Dışarıya karşı da başka insanlara karşı da benim başımın dikliğini hep yanında gezdir. " dedim


Tekrar sarıldım ve saçlarını optum. O hala elleri ensesinde diz üstü dimdik durmus bekliyordu...Sarılabilirsin bana dedim. Cünkü zaten bakışları ve ruhuyla bana sarılıyordu o da. İzin verince teşekkür ederim Efendim diyerek sarıldı. Sımsıkı sarıldık. Kokladık birbirimizi. Ağlamaya başladı. Gözünden yaşlar geldi demek daha dogru. Duygu selini burada anlatmam mümkün degil. Karşılıklı olarak birbirimize aktık.

"Akıyorsun" dedim sacını okşayıp yüzüne bakarak. Gözlerini sildi....Akıyorsun bana.....Hiçbir sevgililik ilişkisinde görülemeyecek bir tutku ve bağ yarattıgımızı tekrar gösterdim dün gece ona.

Sonra biraz konuştuk. Köle bir kızkardesim olsa size birlikte hizmet etsek ne güzel olurdu degil mi Efendim? dedi. Sonra hayali köle kız kardeşine ait düşlerini anlattı biraz...Hala akıyordu bana....

DİL'İN YANILSAMACI DÜNYASI




Dil bir akıl tutulmasıdır. Kollektif olarak uyduğumuz bir histeri'dir dil. Gösteren ile gösterilen arasındaki açı kaymasıdır. Suda yüzen bir balığa  iskeleden baktığımızdaki sanal görüntüdür. Milyonlarca yıl önce sönen yıldızın ışığına bakmaktır dil.
Wittgenstein gibi Chomsky gibi dil  ve lingusitik filozofları varken burada tutup dil üzerine felsefe yapmaya çalışmayacağım, nafile bir çaba olurdu. Ne de olsa dil'in zayıflıgı ve yanıltıcılıgından sözederken de dili kullanmak ne  kadar trajikomik bir durum olurdu.

2 FARKLI DİL KULLANIYORUZ
Peki nereye getiriyorum lafı? Dil yetmiyor işte dil'i anlatmaya...Sanırım bulacağım.... Dil bulacak onu da. 2 dil var  kullandığımız. Bir dış dünyayla bir de iç dünyamızla konuştuğumuz 2 dil. Her ikisi de aslında  "dil" olmalarından dolayı zaten doğuştan özürlü araçlar. (özürlü derken, dil belki muhteşem bir uzay aracı ve yapabilirikleri sonsuz olabilir ama onu kullanacak bir  astronot yoksa gercekten atıl ve özürlü bir araç olarak durur karşımızda).

İÇ DÜNYAMIZLA KURDUĞUMUZ DİL

İç ve dış dünyamızla kurdugumuz bu iki dil'in (eğer ki filozof değilsek) özürlü ve eksik oldugunu  düşünüyorum. 

İçimizle kurdugumuz dilsel ilişkiden başlayalım. Ornegin dil kullanmadan oluşan ilişkide sıkıntı olmuyor. Mesela biyolojik yapımız bize kendi mesajını yolluyor. ACIKTIM. Cok net degil mi? yemek bul! Ya da tiksindim! Uzaklaş!  Burada biyolojik bir dilden sözediyoruz ve biyolojik dilde genelde mesajlar net.   Benim kişinin iç dünyasıyla kurduğu dil derken kastettiğim şey beyinsel ve ruhsal mesajlara dair bir dil. Biyolojik dilimize güven sorunum yok. Kendimizle konuştuğumuz dilin saçmasapanlıgı içimizdeki benlik algısının  kulagımıza fısıldadığı sesten kaynaklanıyor.


Bu içimizdeki benlik sürekli olarak bize emirler yağdırıyor ve bu emirlere robot gibi uyuyoruz çoğu kez. Bazen o iç benliğin tutkularının kölesi olarak hırslara kapılıyor, bazen o iç benliğin fısıldamaları yüzünden hiç yapmayacagımız saçmalıkları kabul edip onlarla yaşayabiliyoruz. Hatta bu iç benlik bazen hırslarına bizi esir etmekle kalmıyor, tam tersi bizi  aşağılayabiliyor. Sen şunu yapamazsın, bunu yapmaya gücün yetmez, zaten böyle bir şeyi haketmiyorsun, eziksin vs. vs. Bizi istemedigimiz ve hayat amacımızdan uzaklaştıran bu iç sese "iblis" diyebiliriz. Sadece isimlendirmek icin iblis diyelim mesela...


Önemli olan bu iç  benliğin arkasında duran bize hayat hedefimizde yol gösteren kılavuzun sesini duymak. İçimizdeki bu  "kılavuz" un sesini genelde "iblis"in sesi bastırır. Ve biz kendi kendimizle konuştuğumuzu sanırken, kılavuzu degil iblisi duyarız cogu kez. 


Toplumsal kurallar, cocuklugumuz, ailemiz ve yetiştirilme tarzımızın ezberlettiği kirlenmiş  benliğin sesinden sözediyorum iblis derken. Bundan kurtulmak cok zor. İblisin sesi cogu kez bizim başımızı belaya sokar. İstemedginiz bir adam ya da kadınla evlenmenizi, istemediginiz bir işte çalışmanızı ya da istemediginiz bir hayatı yaşamanızı bu iblisin sesi saglamıstır. Kurtulun ondan. Ve kılavuzun sesinden başkasını dinlemeyin!

Kılavuzun sesini nasıl ayırt edersiniz. ? O sizin özbenliğinizdir...Onu aslında tanırsınız ama utana sıkıla onun sözlerini uzaktan duyarsınız ve bastırırsınız. O size bazen bir orospu ruhuna sahip oldugunuzu, bazen cok büyük sanatcı olabileceginizi ve bankadaki sıkıcı işinizden istifa etmeniz gerektigini, kocanızla yatmaktan aslında hic hoslanmadıgınızı, aslında maske takarak yasadıgınızı bütün samimiyetiyle fısıldar size. Ozgur olmadıgınız anları anımsatır ve size alarm sinyali üretir.  Ve cogu  kez icinizdeki iblis hemen sizi hayat amacınıza ve ozgurlugunuze ve özgün kişiliğinize yaklaştıracak olan kılavuzun sesini boğar.
kalemkesiginden alıntı

İçimizle kurdugumuz dil sıkıntılı. Bu sorunu aşmak ancak bizi yargılamayan, her türlü ama her türlü olasılıkla bizi özgürlüğümüzle tanıstırmaya calısan kılavuzumuzun , öz benliğimizin sesini duymaya calısmakla mümkün. Bu da kendiyle yüzleşmeye cesaret etmek demektir. Kaçınız bunu yapabiliyor?Kaçımız?

DIŞ DÜNYA İLE KURDUĞUMUZ DİL

Dış dünya ile kurduğumuz dil zaten cogu kez iç dünyamızda kurdugumuz özürlü iblis dilinin devamı oluyor. Sürekli savunmacı ya da saldırmacı konumda diller kullanıyoruz. Anonim diller kullanıyoruz. Başkalarını yargılayan eleştiren , ezmeye calısan, kendimizi sürekli haklı cıkartmay calısan "anonim" diller bunlar. Özgüvenli ve küstahmışçasına görünen oysa tam da korkan ve kertenkele dilidir. Aynen bir sürüngen gibi, beyin yerine omurilik soğanı denilen organın tepkisini veren bir dil kullanırız cogu kez. Kaç ya da saldır! Tamamen reflekstir.

Dış dünyayla tam olarak saglıklı bir iletişim ve dil kurmak icin oncelikle kendimizi oldugumuz gibi kabul etmemiz şart. Kendini kabul edememiş biri kertenkele tepkisi vermekten kurtulamaz. Kendini kabul edemeyen başkasına da farklı olma özgün olma şansı tanımaz.  Sosyal olarak kabul gören niteliklere sahip olmayı kutsallaştıran ve kendi kişisel ozgurlugune  sahip olmayan kişiler  kertenkele olmanın otesine geçemiyor. Ornegin sosyal olarak kabul goren davranıslara sıkı sıkıya sarılan birileri para ugruna istemdigi işlere ozgurlugunu satmıs, sosyal kabul ugruna sevdigi kadın yerine daha akılcı bir evlilik yapmıs, icinden gelen duygusal ya da cinsel istekleri bilinclatına itmis, sözde saygın ama ozel hayatında bilicnlatı patlamaları yasayan ve erdemden uzak davranıssal bozukluklara sahip kisiler olabiliyor.  Kendi özgürlüğünü , sosyal kabul ugruna sattıgı için de, özgürlüğüne sahip cıkan cesur ama farklı kişileri kolayca yargılayabiliyor.


Farkındaysanız hala dil ve söz'ün yeterliliğien gelemedik. Cünkü dil'in kendi yetersizliğine gelene kadar o dil'i kullanan kişinin iç dünyasına ve yetersizliğine takılıyoruz. 


Dil , birbirimizi doğru anlamak için eksik de olsa bir araç Bu aracı , takıntılarımız ve önyargılarımızla daha da işlevsiz hale getirdiğimizin fakrında mıyız?


Bu yazı burada kalır. Dil yetmiyor bana! Ya size yetiyor mu diliniz?

5 Şubat 2012 Pazar

Küçük , cesur ve meraklı kız ile 2. röportaj!

10- İçinde yaşadığımız toplumun kadın-erkek ilişkilerine ve ” evlilik ” kavramına bakış açınız? (Bu tamamen özel bir soru,kendi kişisel merakımdan kaynaklı)

Evlillik bence iyi bir iletişim, karşılıklı birey olma sınırlarına saygı , herkesin hatalar yapma sansı oldugunun bilinci ve karşındakinin özgürlüğü ile mutlulugun gerçekleşebileceğini bilmekle yürüyebilecek  bir kurumdur. Bu da demek oluyor ki  tahminen mevcut evliliklerin çoğu iyi gitmiyor. Çünkü  az önce sıraladığım şeyleri, ego savaşına götürmeden açıklıkla birlikte yaşayabilecek insan sayısı azdır bence.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Küçük Meraklı Cesur Kadın ile Röportaj!

Blog sayesinde tanıştığımız ve az rastlanan bir içtenlik ve zekayla  ve de cesaretle kendiyle tanışan ve yüzleşen bir genç kadının mail ile ilettiği soruları yanıtlamak istiyorum. Blogum için ilk  roportaj oldugu  gibi düsünüp  burada yayınlamam (O'nun önerisiyle)  iyi bir fikir diye düşündüm. Gelelim sorulara ve yanıtlarına.

1-Kendinizdeki dominant tarafı kaç yaşında ve nasıl keşfettiniz? Sizi Efendi olmaya iten neydi? Keşfetmenizi sağlayan biri oldu mu ya da size yol gösteren?

23 Ocak 2012 Pazartesi

Kölem ve Ben

Yıllar önce dominant yanımı keşfettiğimde bunun cinsel kökenleri olsa da beyinsel boyutu ve durumun kendisi beni heyecanlandırıyordu. İşin cinsel kısmı zaten  benim yeni normalim olduğu için zamanla köle efendi ilişkisinin cinsel boyutu özel bir heyecan yaratmamaya başladı. Fakat, köleme hükmetmek,  onun bilincini ve bedenini teslim almak, onun farklı bir perspektiften bakmasını , iç  seslerini ve düşünme süreçlerini etkileyebilmek, onu  hizmetimde disipline etmek asla heyecanı kaybolan bir şey olmadı benim için.

Köle efendi ilişkisinin bir nevi aşk ilişkisi olduğunu anımsatmakta fayda var. Bu bildigimiz anlamda aşk değil. Aşkla kölene sahip çıkmak ve onu öncelikle kendi isteklerin doğrultusunda kullanmak fakat bunu yaparken bile ona zarar gelmemesini, onun bir adım daha atarak cesaretlenmesini sağlamaktan sözediyorum.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Bir CEO Olarak Efendi

Köle efendi ilişkisini , kapitalizmin DNA'sı olan şirketlere benzetebilir ve Efendi ile CEO(Chief Executive Officer) arasında bir analoji kurabilirsiniz.
Ne kadar üst düzey bir yönetici olursanız olun, eğer şirket içinde CEO ile asansörde karşılaşmanız bile büyük bir olaydır ve ne diyeceginizi şaşırabilir , hatta heyecanlanabilirsiniz. Köle ile Efendi arasındaki ilişki de çalışanlar ile CEO arasındaki ilişkiye benzer.
Çünkü strateji, güç, şirketi ve oradaki iklimi, enerjiyi belirleme, ipi gerdirme ya da zaman zaman gevşetme, zor hedeflere ulaşma, diğer şirketlerden fark yaratan bir vizyon ortaya koyma,  ne tür insanlarla çalışılacağına, hangi partnerlerle iş yapılacağına , kaynakları ve zamanı nelere ayırmak gerektiğine en tepede CEO karar verir. Ve diğerleri de onu izler.   Şu şekilde açıkayayım....

19 Ocak 2012 Perşembe

Hala Beni Okudugunun Farkındayım

Oradasın ve yazdıklarımı okuyorsun. İçindeki sabırsız kız cocuguna dur demek canını sıkıyor.
Merakla ne yazdım acaba diye gelip bakıyorsun. Hatta yeni bir şey yazmadıgımı gorunce yüzün düşüveriyor.
İçinden kimse duymadan "efendim" diye sesleniyorsun bana mırıldanarak belki.

Duyuyorum küçük köle senin sesini! Duyuyorum!

16 Ocak 2012 Pazartesi

Köle efendi ilişkisinin psikolojisi 1

İnsan psikolojisi,  yazının ve kültürün sayesinde, hayvanlardan farklı olarak  onbinlerce yıldır değişime maruz kaldı. C.Jung'un ortaya attığı  "Kollektif bilinçdışı" (Collective unconcious)  kavramı tam da bunu ortaya koyuyor. İntikam, aldatma, yalan söyleme gibi insana ait  yüzbinlerce kavram mağara devrinden bu yana bilincaltımıza ve genlerimize işlemiş bir takım öğrenilmiş kavramlar olarak bugünlere geldi.

Örneğin hayvanlarda intikam, aldatma, kıskanma, yalan söyleme gibi kavramlar gelişmemiştir. Onların psikolojisi kısmen bizimkine gore daha saf (Pure)halde bugünlere kadar gelmiş görünüyor. Bilinçatımızın kollektif evrimi ile giriş yaptktan sonra şunu söylemeliyim: İnsan bilinçaltının esiri değildir!

İnsanlığı sarsan olaylara bakalım ve insanlığın canının sıkıldığı ve krize girdiği birkaç büyük olayı gelim şimdi biraz  anımsayalım;

KÜÇÜK ADIMLARLA KÖLE EFENDİ İLİŞKİSİ

Evet sevgili köle! Tanışmadığın köle efendi dünyası sana disaridan biraz garip, bazen ürkütücü ama karşı koyamadığın içgüdülerine göre de çok çekici geliyor. Kendini burada ifade ediyorsun.
Bir gün hazır hissettiginde bu ilişkiyle tanışıp bir köle olduğunda seni neler bekliyor merak ediyorsun değil mi?
Tek bilmen gereken şu ki, eğer gerçekten kültürlü, bilgili, zeki , öngörülü ve sağduyulu bir Efendin varsa, çekindiğin şeylerin hiçbiri başına gelmeyecek.
Köle efendi ilişkisi ve bunun beslendiği BDSM adı verilen yaşam tarzı ağız dolduran ama küçük , küçücük adımlarla ilerlenilen bir yoldur.

İlk yaşayacagın şey: Öncelikle Efendinin gerçekten  sana tümüyle sahip olması için ona teslim olman ve bir eğitim sürecinden geçmeye tamamen karar vermen gerekecek. Gerçek bir Efendi , senin ona  köle olma konusunda kararlığından emin olmadan bu süreci asla başlatmaz ve sana kölesiymiş gibi davranmaz. İlk küçük adım, kararlılık.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Sen evet sana diyorum

Sen...Evet...Utangaç sorularla kendi kendine bunları okuyan! Evet evet kesinlikle senden sozediyorum...Bence üstüne alınmalısın. Internette köle efendi ilişkisini arastıran, ne oldugunu az cok yeni yeni kesfetmeye baslamıs olan...Kendisini bir efendiye vermeye hazır olup olmadıgını sorgulayan... Bir yandan tüm bunları yaşamaya içi gideen, ama aynı anda soru işaretlerine sahip oldugu icin de pek bir adım atmayan...Sen! Evet sana sesleniyorum...

Bunları okudugunu biliyorum şu an bilgisayar karsısındasın...Herseyinle teslim olmak mı yoksa uzaklasmak mı gibi bir ikilemin arasındasın....

Şunu bil ki,  artık cok gec... daha şimdiden efendine ait bir köle oldun!

Henüz onunla tanışmadın belki, belki o da seni bilmiyor henüz. Geri dönmeyi hiç istemeyeceğin zengin bir yola adım attın...  Artık eski sıradan şımarık hayatına geri dönmeyeceksin. Bu halini şimdiden çok sevmeye başladın. Çünkü zor olanı yaptın ve kendi hislerinle yeniden tanıştın. Onlara tuvalet kağıdı muamelesi yapmak yerine , içinden gelen hislerine sahip çıktın. Çünkü o sensin!

9 Ocak 2012 Pazartesi

Fantazi mi yoksa kimlik ve yaşam tarzı mı?

Bazı efendi ve kölelerin sormaya korktuğu soru... Zaman zaman bana da soruluyor. Fantazi mi yoksa tarzı mı bu köle efendi ilişkisi?

Kabul edelim ki birçok kişi için fantazi ve rol playing olabiliyor BDSM? Genelde de cinsel fantazi..Pro-dom'ların bu kadar yaygın olması da zaten bu fantaziyi gerçekleştirmek isteyen erkeklerin sadece fantazi olarak görmeleri.

Bazılarında ise sevgilisiyle olan ilişkisini dominant ve submissive formatına sokmak acayip iç gıdıklayıcı oluyor diye  böyle bir rol playing cazip olabiliyor.  Ve bazılarında da "başka türlü olamayacağı için" bir kimlik ve yaşam tarzı keskinliğinde net oluyor bu ilişki biçimi.

Ve benim gibilerde ise yanıtlar biraz iç içe geçmiş oluyor. Çünkü fantazi diye başlayan bir şey birden rol playing ile başlayıp yaşam tarzında kendini bulabilir. Çünkü fantazi ve rol playing bir süre sonra içinizdeki efendiyi ya da köleyi ortaya çıkartıp gayet de gerçek bir kimlik haline dönüştürebiliyor hayatınızda.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Bir Kadın ve Bir Erkek:More than the love...

Bir kadın..Kadınlığını türlü şekillerde keşfetmiş ve ona öğretilenlere rağmen farklı bir yerde durarak kimliğini bulmuş. En azından kimliğiyle barışma çabasına girmiş.  Sevip saygı duyacağı bir erkek tarafından disipline edilmeye, kendini o erkeğe köle olmaya sunmuş ve bu yolla "özgürleşme" ye başlamış...Kendini disipline edecek olan saygı duydugu ve kendini teslim edeceği erkeği bulunca da hızla olumlu bir dönüşüme girmiş...


Bir erkek... Geçmişinde romantik aşklar'ın aslında hiç de iyi niyetli olmayan ve birbirini psikolojik olarak boğmaya ve ozgurlüklerini  "aşk" uğruna esarete çevirmeye doğru giden ilişkilerini deneyimlemiş. Bu erkek, artık kendiyle yüzleşmiş,  en doruktaki hissin bir kadın ve bir erkek arasındaki açıklık, yargısız, anlamaya yonelik, erdemli, ozgür, prensipli ama boğmayan bir ilişki oldugunu tanımlamış. Bu tanımın köle efendi ilişkisinde kendini buldugunu görmüş ve yıllarca kölelerine onurlu bir efendilik yapmış ve onları geliştirmiş.


3 Ocak 2012 Salı

Cinsellik ve Beyinsel Haz Paradigması

Bazı erkekler ve hatta bazı kadınlar beni çok iyi anlayacaktır eminim. İnsan  kendi bedenini ve karşı cinsi tanımaya başladıktan itibaren oluşan bilinçdışı cinsel kayıtlarımız beynimizde cinsel kimliğimizi şekillendiriyorlar. Cinsel olarak kim olduğumuzu yani...

Yemek, içmek, iletişim kurmak, kendini ifade etmek, tatil yapmak, birşeyler yaratmak, dinlenmek gibi bir ihtiyaç gibi görülse de cinsellik tüm bunların ötesinde  gizil öğrenme yoluyla  edinilen ve bir kimlik olarak bize yapışan bir ihtiyaçtır. Diğer tüm fiziksel ve sosyal ihtiyaçların gizemi pek yok fakat cinselliğin kökenleri beynimizin bilmedigimiz karanlık köşelerinde gizlenmeye devam etmektedir. 

Örnek vermek gerekirse en basitinden, bir erkek plajda yarı çıplak hatta üstsüz güzel bir kadına en fazla 10 dakika bakar sonra etkilenmez.

29 Aralık 2011 Perşembe

Kölelik ve Disiplin (2)

Akıllı bir köle, havalar gayet iyi giderken yani beklediği tür  disiplin kuralları ve emirler geldikçe muhteşem saygılı ve itaatkar bir duruş sergileyebilirler.

Disiplin eğitmlerinin 2. aşamasına geçildiğinde ben kölemin kararsız kalacağı  durumlar yaratıp onda "stress" ve  baskı altında olma psikolojisi yaratırım. Böylece asıl gerçek tepkinin baskı ve stres altında  nasıl yönetildiğine bakarım.

Stres altında genelde köleden saçmalık  ifade eden davranışların çıktığını görürsünüz.Bu bir öğrenme deneyimi oluşturur...

Köleyi eğitim amaçlı çatışma yaratacak bir duruma sokarsınız. Köle neyin doğru neyin yanlıs oladugunu muhtemelen ayırt edemez ve sacmalar. Bu sacmalama davranısını ona gösterir ve yüzlesmesini saglarsınız.. Sözkonusu  sacmalıgın  altında yatan nedeleri kölenizle tartışır ve hatta ona geribilidirim verirseniz onun gelişimine en büyük katkıyı yapmıs olacaksınız. Sözlerle anlatamadıgınızı onun stres altındaki sacmalıklarıyla eğtiime çevirebilirsiniz.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Cinsellik Mi Yoksa Ruhsal Bağ Mı?

Bir köle ile efendisinin arasındaki en önemli oyun alanlarından biri cinsellik olarak bilinir. Kısmen de doğrudur. Fakat BDSM ya da bırakalım etiketleri ve kolayından köle efendi ilişkisi diyelim, bu ilişkinin asıl odak noktası kölenin ruhunun efendiye ait olmasıdır. Ruh ile birlikte depozitosuz şekilde beden de yanında geliyor.

Ruh konusuna birazdan tekrar döneceğim, şimdi  köle efendi ilişkisinin bir seks ilişkisi ve cinsel coğrafyada dansedilen bir ilişki olmadığını ortaya atacağım.
Aslolan efendi ile köle arasındaki ruhsal derinliklerde oluşan bir aidiyet bağıdır. Sahip'in arzularına , tepkilerine, ve zorlayıcı görevlerine hizmet etmek kölenin bedeninin değil RUHUNUN bir işlevidir. Özellikle de kölelerin pazardan parayla satın alınmadığı, köle kadının beyni ve ruhunun gönüllü şekilde itaatiyle teslim olduğu bir yüzyıldaysak, zor bedene sahip olmak değil, beyni ve ruhu fethetmek gereklidir.

Savaşta zorla ele geçirilen ve bedenine kelepçe vurularak köleleştirilen kadınlardan sözetmiyoruz. Ruhu ve beyniyle tüm haklarını efendisine veren ve efendisini mutlu ettikçe mutlu olan kadından sözediyoruz.

Durum böyleyken,  zorla sahip olunan bir beden değil,  karşılıklı ruhsal derinlik içinde oluşan bir itaat ve sahiplik ilişkisinden sözediyoruz.

25 Aralık 2011 Pazar

Kadın Niçin Köle Olur ?

 Yanıtı olan bir soru gibi algılanmasın bu başlık? Bu konudaki gözlemim ve çıkarımlarımı yazıyorum sadece.

Aslında tek bir yanıtı yok bir kadının köle olmasının. Her birinin oyküsü farklı.

Benim her birinde ortak gözlemim ,  kadın kimliğinin itaatkar ve hizmetkar yanını keşfetmiş ve burada kendini bulmuş olmaları kölelik  ruhunu  bazı kadınların içinde yaşatıyor. Öyle ki, şu anki kölem bazı şımarık kızları görünce "Keşke bir erkek şu şımarık kadını evire çevire bir dövse" diye içinden geçirdiğini söyledi bana. Kadın kimliğinin disipline edilmesi gereken, efendisine kendini  teslim etmesi gereken ve efendisine hizmet etmesi gereken bir kimlik olarak gormek ve kadının en anlamlı kimliğinin bu oldugunu dusunmek. Ortak noktaları bu.

Elbette başka konular da var.

Bazi konular freudian olarak acıklanabilir. Yani eskiden yaşadıklarının bilinçaltında oluşturduğu kölelik ruhu ya da submissive eğilim Bazen de sadece köleliği keşfedip kadın kimliğini burada bulmak ve kendini öyle iyi hisettmek bazen de fantazi olsun diye bunu yaşamak. Öncelikle bunlara bir bakalım.


19 Aralık 2011 Pazartesi

Sıradışılığın Karşıkonulmaz Cazibesi

Kölemle iyi anlaşıyoruz. Güzel yanı şu ki, sıradışılıktan besleniyor o da benim gibi.

Seks'i sadece o bildik tensel hazlar için değil gerçekten heyecan ve sıradışılığın coğrafyasında gezmek için bir araç gibi görüyoruz çoğu kez.

Kölemdeki sıradışılıktan beslenen ruhu keşefettikten sonra onun elinden tutup, güvenle çeşitli yolculuklara çıkartıyorum.

13 Aralık 2011 Salı

Teslimiyetin O Mucizevi Gücü

Birine tamamen teslim olmak....Size herseyi yapma ve yaptırma hakkını kendi ellerinizle bir başkasına vermek. Normalde asla katlanamayacagınız tavır ve davranışlara maruz kalmak. İradeniz dışında size herşeyin yaptırtılabilmesi.




Korkunç mu geliyor kulağına?  Mesela gözlerin bağlı  cırılciplak diz cokmussun. Ve ne zaman bitecegi bilmeyen kırbaçlar iniyor sırtına.
Ya da zor bir pozisyonda vucudunu tutmak ve "O" izin vermeden o pozisyonu bozmamak....
Her türlü küfür ve aşağılayıcı sözün söylenmesi ve bunun sonunda "tesekkur ederim efendim" demek zorunda kalmak...

Normal'de istemeyecegin birşey evet! Daha şimdiden bunları okurken bile nefret hissi uyandırmaya yetmiştir değil mi?


Peki ya içinde bir yerlerde böylesine bir teslimiyet hissi yatıyorsa?

İşte kölenin beyni bu zor anlarla yüzleşme cesaretini bulabilen bir beyindir. Bedenin ya da ruhunun maruz kaldıgı aşağılanma ya da zorlanmayla ilgili olarak kendini suçlamaz köle. Bu nedenle de içindeki "id", "ego" ve dış ses gibi gelen "super ego" ile gerginlik yaratıcı bir mücadeleye de girmez. Bedenini ya da ruhunu kendisi aşağılamıyor cünkü. Onu savunmaya da kalkmaz. Teslimiyet ile dans eder köle. Bedensel teslimiyet kölenin beynini özgürleştiren yegane şeydir. Ego ya da superegosuna verecek güçlü bir yanıtı vardır çünkü. "Ben bedenini teslim ettim , bundan ötesi yok, sizlere yanıt vermek zorunda degilim, bedenim de benim degil, o yüzden bana hesap sormayın" der içindeki isyankar seslere.
Kendini bedenen sıfırlayıp teslim ettigi için, egosuna yanıt verecek kimse de kalmamıstır zaten ortada. Bu nedenle sıradaki bir sonraki bedensel ve ruhasal aşağılanmayı da kolayca gogusler. Hatta içinde bir direnç noktası olmaması köleyi özgürlestirir. İçinde ve yüzünde güzel bir gülücük bile oluşturabilir bu özgürleşme.

Psikolojideki internal locus of control  yerine external locus of kontrol koyulmuştur. Yaşadıklarının maruz kaldıklarının sorumlulugu guvendigi birine aittir. Efendisine! Efendi, bu iradeyi değerli bir emanet gibi taşır ve köle adına saklar. Kölenin güvende hissetmesinin nedeni budur.

External locus of control  köleye sucluluk duygusu yaşamaması için alan açar. Aksine efendisinin ona yaşatacagı  ve normalde egosunun direnecegi herseyi rahatlıkla yapar.  Evet biraz çekinebilir ama teslimiyetle çekince arasındaki mesafe bir pamuk ipligi kadar belli belirsizdir.
Bu durum, efendisinin kölesine iyi ve şefkatli davrandıgında da kölenin şımarmamasını sağlar. Efendisinden gelen şevkat de, aşağılama da  eşit derecededir onun için. Hatta fazla şımartılmak kölenin ego ve superegosunu tekrar uykudan uyandırabilecegi icin kendisine fazla narin davranılmasını tercih etmez akıllı bir köle. Sürekli uyanıktır ve  "acaba efendim beni test etmek için mi bu kadar narin davanıyor bana? Hmm  ben yine de disiplinimi bozmayayım " bilincini taşır iyi bir köle. 

Efendisine teslim olan bir kölenin, tam teslimiyetle barıştığı an onun özgürleştiği andır. Yani bir sonra başına gelecekleri bir öncekinden daha kolay kabul eder. bunu sadece efendisinden çekindigi ve ona saygısızlık yapmaktan korktugu icin degil, gerçekten ozgurlestigi için kolay kabul eder.  Özellikle fiziksel aşağılanmalar ve fiziksel acı, sadece basit bir acı eşiği ile açıklanacak bir  katlanma değildir. Beyinsel teslimiyetin bedendeki yansımasıdır. Bu nedenle beyinsel olarak teslim olmayan bir köleye acı eşiği kadar fantazi arkadaşlıgı edersiniz sadece. Oysa gerçek bir köle beynini teslim ettigi noktada acı eşiği gibi bir kavram saçma ve gereksiz durur o ilişkide.

Ruhun karanlıkta parlayan bir çakıltaşına doğru uçmasıdır kölenin özgürleştiği teslimiyet an'ı. Ve her teslimiyet anını yaşarken tekrar ve tekrar uçar o parıldayan çakıltaşına doğru.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Submissive Kadını Gözünden Tanımak

Nasıl oluyor bilmiyorum ama submissive kadını gozunden tanıyorum. Aklından geçenleri çırılçıplak okuyabiliyorum. Son 7-8 yıldır böyle.
Saygı duymaya başladığı bir erkek karşısında degisen tavırları, ceza ve ödüle yakın ruh hali, hizmetkar  eğilimleri, bedenini dünyanın en kıymetli nesnesi olarak gormeyen sıradan bir vucut oldugunu  farketmis rahatlıgı, gözlerime bakarkenki sirin gulumsemesinin ardındaki itaat yakarışı. Seni tanıyorum!
Ve senin kucukken tacize ugramıs olman, babasız yetismis olman ya da sorumsuz bir baba figürüne sahip olman, ensest falan gibi konulardan kaynaklanmadan da  submissive olabilecegini görmek  yüzümü gülümsetiyor.

Bu dünyada kendini en iyi sen taniyorsun. Evet. ama benim gozumden asla kaçmıyorsun ve bunu biliyorsun. Sadece emin olmak için dillendirme cesaretin yok. Görülmeyi farkedilmeyi hayal ediyorsun. Seni teslim almamı ve kucagımda kollarımda huzur bulmayı düşlüyorsun.


O değersiz bedeninin birazcık acıdan nasibini almasına bile razısın ve hatta bunu arzu ediyorsun. Görüyorum seni, suskunlugum sadece simdilik seninle ugrasmak istemiyor olmamdan kaynaklı

16 Kasım 2011 Çarşamba

Gel dizimin dibinde emrimi bekle sevgili oyuncağım

Sen!
Kendi isteğinle emrime ve zevkime itaat etmeyi seçen,
Sevgi , saygı ve özenle yaklaşarak eğitilmeyi disipline edilmeyi isteyen
Bedeninin her noktasıyla bana teslim olup, benim oyuncağım olmayı deli gibi isteyen,
Şablonlardan kurtulup, benimle ya hiç iletisim kurmamak ya da en sağlıklı iletişimi kurmak arasında doğru tercihi yapma cesaretini gösteren....
Sen!
Kölem...



Gel dizimin dibinde otur ve emirlerimi bekle...
Suskunluğumun yarattığı boşluğa sıkılmadan bak
Sana hep öğrettiğim gibi başın her zaman dik,  gözlerin mutluluk dolu olsun
Sen!
Sırtında dış izlerim, kemerimin ve kamçımın izleri olan.
Göğüslerinde bıraktığım morluğu arma gibi gururla taşıyan
Kıskançlık zehrinden kendini bağlılık ve disiplin panzehiriyle temizleyen
Erdemli bir duruşu en edepsiz karanlık noktaların tütsüsüyle bulan
Yalansız ve duru bir oyuna devam eden
Sen , ey oyuncağım....
Gel dizimin dibinde otur ve seninle oynamamı bekle...

Kadınlığını teninle de beyninle de bilinclaltınla da keşfet.
Bugün etinin içine kadar giren benim tenim degil ruhumdu...Agzına akan beden sıvılarım degil, şarabımdı.
Sarhoşluğunun nedeni bu.

Sen! Oyuncagim!Malım
Başın dimdik , sana verdigim disiplinle emirlerimi bekle!

8 Kasım 2011 Salı

Köle Efendi İlişkisinde Klişelerden Kurtulmak

Dünya çapında BDSM denildiğinde akla ilk gelen şey Stereotype davranışlar, Klişe'ler ve ön kabul görmüş kurallardır.

Klişleri kötü ya da yanlış olarak değerlendirmiyorum hatta öğrenmek isteyenler için bazı klişeler ve kalıplaşmış kurallar birçık yanlış anlamayı engeller. Kölenin ya da efendinin hangi kavramdan ne anlaması gerektiğini klişelerden ve genel geçer BDSM kavramlarından öğrenebilir.

Mesela  BDSM kavramıyla ilk tanışan birinin BDSM'i acı felsefesiyle özdeşleştirip bunun güvensiz bir alan  oldugunu dusunmemesi icin ve hatta bunun gerçekten güvensiz bir alan olmaması için   "Safe Sane  And Consensual" klişesiyle tanışması yararlıdır.  BDSM'in  güvenli, makul ve uzlaşmacı yanını ön plana çıkartmakta elbette ki bu klişe çok işe yarar. Fakat bu klişe bir anayasa gibi bağlayıcı değildir.

Bunun gibi yüzlerce klişe ile bezenmiş bir BDSM evreni var. BDSM evrenine baktığınızda, bu külliyat zamanla bunları yaşayan ve deneme yanılma yoluyla işin dogrusunu ve kurallarını keşfeden insanların, daha sonra yaşayacak olanlara  tavsiyeleri olarak algılanmalı. Özellikle BDSM külliyatında oluşan kavram ve klişeler yeni efendilere yönelik önerilerden oluşan bir külliyattır.

Örneğin yeni efendilere şu tür öneriler  sunar bu binlerce terimden ve kuraldan oluşan külliyat:

-İnsan anatominisini bil ve köleni hastahanelik etmeyecek pozisyonları öğren
-Safe Word ile elinden bir kaza çıkmasını engelle.
-Bir kölelik kontratı ile kölen ile arandaki oyun alanını ve power exchange kurallarını belirle bir commitment  yani mutabakat üzerinden ilerle
-Kölenin  fiziken ve psijkolojik olarak canına okuduktan sonra onu toparlamayı unutma..bunun için Aftercare  yap.
-Köleni korkutacak oyunlar oynarsan buna Fear Play adını ver, unutma

gibi...

Aslına bakarsanız her tür paradigmanın ve kuramın aynen BDSM'de oldugu gibi kendi jargonu ve klişeleri var.  Fakat sorun şu ki, BDSM camiasındaki insanların bu klişeleri tanrısallaştırarak  "aracı amaç haline getirmesi"....  Bu yazının özü, BDSM temel kavramlarının abartılmaması ve içselleştirildikten sonra  araçlardan kurtulup BDSM'in özüne inmek gerektigi...Bunu söylüyorum...

Örneğin müzikte bazı klişeler var ama bir virtioz sahneden performans gösterirken , "şu anda sliding tekniği kullanıyorum, simdi  Fa diyez 7'li akora 7/8 ritmle vuruyorum" demiyor. Sanatın içine giriyor ve o parçanın kendisi oluyor virtioz.

Psikoterapilerde de böyle...Bircok sorgulama ve analiz yöntemi ve klişesi vardır. Fakat iyi bir psikolg "şu anda powerfull questions" soracagım, ardından da empatik dinleme yapacağım  aldıgım yanıta göre de rational emotive bir iletişim kuracağım hastamla demez. Doğal akışında sürdürür terapisini, elbette bunu kendinde varolan ve damıtılmış deneyim ve bilginin sundugu büyük resme hakimiyetle yapar.

Kendi içinde derinleşen bir öyküsü olan, cinsel ve zihinsel disiplinle coşkuya  ve gelişime giden bir köle efendi ilişkisi için tüm bu klişelerin el kol bağlayıcı gölgesinden kurtulmak ve bilgeliğin ve sağduyunun  virtioz mecralarında koşmak gerekiyor.

Belki BDSM isminden bile kurtulmaya giden klişelerden uzak bir yolu tarif ediyorum.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Köle Efendi İlişkisi ve Disiplin (1)

Bu yazıda aslında temel köle efendi ilişkisi doktrinimi paylaşmak istiyorum.  Köle nedir? Efendi köleden ne bekler? bunu sağlamak için iç disiplin kavramının rolü nedir? Köle efendi yolculuğundaki duraklarda kölenin duruşu ne olmalıdır? Disiplin ve ceza ekseninde nerede duruyorum? Tamamen kendi yaklaşımım ve beklentilerimdir. Kendini BDSM üstadı ilan eden ve diğer efendilere akıl dağıtma meraklısı bir takım çok bilmiş küstahların genellemelerinden değil, bu anlamda polemiğe girmeyeceğim bu düsüncelerim hakkında. Olduğu gibi yaklaşımımı sergilemekten öte herkese genellediğim kurallar değil bunlar.



Köleliğin gerçek anlamda köleci ve haraççı toplumlardaki kölelikten farklı bir anlamı yok benim için. Elbette gönüllü kölelik, zorunlu kölelikten farklı, ama ben köleme bakarken tam da köleci toplumlardaki  bir efendinin bakışıyla bakiyor ve onu öyle sahipleniyor ve onun üzerinde öyle bir hak iddia ediyorum.

Örneğin Atina'da alınıp satılan köleler, Roma'da işgal edilen ülkelerin köleleştirilmiş insanları, Doğu'dan Avrupa'ya getirilmiş hizmet eden köleler,  Afrika'dan Amerika kıtasına gemilerle götürülmüş ve kuşaklar boyunca satılmış ve  tarla ve plantasyonlarda çalıştırılan, ev hizmetinde kullanılan kölelerden bir farkı yoktur benim kölemin. Bu nedenle köleliği sadece cinsel bir fantazi ya da psikolojik bir  rol oyunu olarak görenlerle aramda ciddi bir fark var. Çünkü o cinsel fantazi için BDSM'e bulaşan  ya da submissive eğilimini bir rol oyunuyla  tatmin eden kişilerin aslında felsefi bir dayanaksızlıgını goruyorum. Ve deneyim ve gözlemlerim, tanıklıklarım bana gösteriyor ki altı boş bdsm ilişkileri bir yerlerde patlak veriyor  ve elde var sıfır noktasına geliniyor.

 Benim köleliğe bakışımın  17. yy köleliğinden bir farkı yok. Tek farkı şu ki, bugün kölelik yasal bir ilişki değil.  Fakat köleliği içinde hisseden ve bir efendiye sahip olmak isteyen insanlar hala var. Yasalar hislere engel olamıyor çünkü!  Hala ruhunda kölelik hissedenler oldugu gibi ruhunda köle sahipliğini hissedenler de var.  İşte BDSM kapsamında (adı mutlaka bdsm olması gerekmez, bu BDSM terimine ve ona ait jargıona çok takılmadıgımı belirteyim)  günümüzde köle efendi ilişkisi kuran insanlar, yasalara rağmen bu hisleri özel hayatlarına taşıma arzusundadırlar.


Tek farkla! Günümüzde kendine bir efendi arayan köle, gönüllü olarak efendisine kölelik bağıyla bağlanır. Bu da durumu yasal hale getirmektedir.  Gönüllü kölelik ve ona gönüllü sahiplik yapan 2 insanın  ciddi ve kesin köle efendi ilişkisidir benim bugun anladıgım ilişki. Yani kölemin yasal düzlemde gönüllü olarak emrime girmiş olması ,  17. yy köleliğinden farklı ve sulandırılmış bir köle gibi davranmasını gerektirmez.


Köleliğin tarihini incelerseniz yasal olarak efendisine satılmış köleler arasında özgürlüğe susamış spartaküs ya da kunta kinte  isyankarlar çok değildir. Aksine iyi bir efendiye sahip olmaktan gurur duyan  ve efendisine bağlı köleler daha yaygındır. Demem o ki, gönüllü köle olunmaz diye bir itiraza gerek yok. Gönüllü kölelik var. İnsan ruhunda bu var. hatta işyerlerinizde  patronunuza çekinerek , ondan korkarak , ona saygı duyarak aslında gönüllü köleliğin izlerini sizler bile zaman zaman yaşamaktasınızdır.


Köle Niçin İtaat Eder?

Elbette ki efendisini mutlu etmek için. Bu kadar basit. Bunu bir baba kız ilişkisi gibi düşünürseniz, bir baba kızından kendini mutlu etmesini bekler, kız da babasını mutlu etmek için  elinden gelen herşeyi yapar. Baba kızından sınırsızca itaat etmesini bekler, kız da babasına itaat etmeyi ister. İlişkideki ana şemsiye budur.

Bu şemsiye her durumda köleye yol gösterici olacaktır. Sahibinin ya da babasının isteyip istemediği şeyleri iyice öğrenip , kararsız kaldıgı durumlarda aklına bu kuralları getirecek  ve  sahibini mutlu edecek şekilde davranacaktır.

Disipline gelince

Köle ve sahibinin ilişkisi  bu ana şemsiye altına kurulur.  Bu disiplin zaman zaman askeri bir eğitim ve köleden beklenen bazı ritüellerle kendini gösterebilecegi gibi, efendinin isteğiyle bazen daha gevşek bir tasmayla (buna serbestlik yanılsaması diyebilirsiniz)  da ortaya çıabilir. Kölenin boynundaki  o görünmeyen tasma, kölenin efendisine sunduğu sınırsız itaat hissiyle güclenir ya da kopmaya yüz tutar. Yani köleye ne kadar göstermelik ve sert disiplin uygularsan uygula, eger o kücük kız babasına gönülden bir itaat hissi tasımıyorsa, babasını mutsuz etmekten korkmuyorsa, ceza denilen şey sadece görüntüden ibaret olur ve disipline her zaman yol açmaz.
Disiplini sağlayan tek şeyi ceza olarak görenlerden farkım bu. Kölelerim de bunu kısa süre içinde öğrenirler.  Ceza rituelleri elbette kölenin disiplini için zaman zaman uygulanır. Fakat sadece efendisinin kırbaçlama zevki için  kıcını dönmek zorunda kalan ve cezayı haketmemiş bir kölenin içine düşeceği tutarsızlık hissini ve efendisine karşı güvensizliğini düşünün?   Kölesini dövmek için sudan sebeplerden ceza vermeye çalışan efendilerin çaresizliğini çok iyi bilirim. Acırım öyle efendiye.

Özetle , disiplin sadece ceza ile sağlanmaz.Disiplin bazen bir konuşma, bazen bir sessizlik bazen de bir bakışla sağlanabilir. Ya da bunlar klasik cezanın dışında cezalar olabilir. Önemli olan kölenin içinde "efendimi mutlu etmeliyim" hissini yaratmak, ve iç disiplini sağlayarak "allah karetsin efendimi üzecek bir şey yaptım" diye hayıflanma hissi yaratabilmektedir. 21. yuzyulda gönüllü bir şekilde kölelik yapan bir kadına ceza  ile efendisine itaat empoze etmek gülünç olacaktır. Köleliği gönüllü olarak kabul eden bir 21. yüzyil insanının disiplini de , zorla degil gönüllü olarak yaşadığı bir disiplin olmalı.

Efendi bazen bu iç disiplin yaratıldı mı diye görmek için kölesinin tasmasını gevşetebilir. Bu, kölenin o güne kadar öğrendiği disiplini ne kadar sürekli ve tutarlı bir şekilde hayata geçirebildigine tanık olma sürecidir.

Kölenin Beyinsel Serbestisi
Köle düsüncelerinde ve arzularında ne derece serbesttir? Yanıt çok basit. Efendisinin izin verdiği  kadar. Nasıl ki bedenin her noktası efendiye aitse  arzu ve düsünceleri de efendiye aittir.  Tabi ki bu bir varsayım. Bedene olan hakimiyeti bir şekilde kontrol edebilirsiniz. Fakat  kişinin ruhuna ve beynine hakimiyet  varsayımı cogu kez yanıltıcıdır. Ben bir efendi olarak kölemin benden bagımsız düsünce ve arzularının en azından ilişkinin başlarında böyle olabileceğini  kabul ederim.
Kölem beyinsel kaçamaklar yapmamalı. Her düsüncesini ve arzusunu , benim duymaktan hoslanmayacagım şeyler bile olsa, usülüne uygun bir tarzda benimle paylaşmalıdır. Bastıracağı ve kendini kandıracagı pozisyonlara kölemi sokmam. Benim istediğim bir şeyi yapmak ona zor gelecekse "yapmak istiyorum efendim" demek yerine "efendim söylediginiz şeyi yapacagım ama benim icin çok zor olacak" diyebilir. Efendisini kandırmak icin "cok istiyorum efendim, siz nasıl isterseniz efendim" gibi kıvırma cümleleri herşeyden önce bizim kabilemizin tarzı değildir.
Ben efendi olarak, her dedigimi onaylacak , kendindeki değişimi bir anda gerçekleşmiş bir değişim gibi sanal bir kölelik sunan kadınlar isteseydim alırdım  2 tane rus kızı ve kendimi onaylatacak emirler verirdim. Ben kölemin zihinsel dönüşümüne tanık olmaktan haz almıyor olsam, kendi  küllüğümü kaldırır kendimi içkimi kendim koyardım. bunu yapamayacak kadar aciz olmadıgım açık. Kendi egoları için kölesinden  ezbere sözler duymak ve altı boş pohpohlara meraklı , kendine yardakçı arayan efendi bozuntuları bu söylediklerimden hoşlanmayacaktır eminim. Kölenin köle olmasına rağmen bir insan olduğu ve benim kölem oldugu icin de gerçekten iyi  kalpli, itaatkar ve beyni çalışan bir insan olduğu gerçeğiyle yüzleşir ve bu kalitede bir efendilik  sergilerim böyle bir köleye.

Bu arada bir not. Cinsel fantazi amaçlı köle moduna giren kişilerin yatakodası fantazileri ile kölelik farklı şeyler.

Efendinin Acı Ekseninde Köle İle İlişkisi

Acı etrafında dansedilebilen ve keşfedilmeye açık bir arzu nesnesi olabilir
Acı aynı zamanda gerçekten bir ceza olabilir
Acı öz disiplini sağlama  bakımından acıyı bu felsefi ve psikolojik anlayışın (doktrinin) etrafındaki kabuğu kıran ve açılmasını sağlayan bir şey olarak kullanılabilir.
Acı  hem Psikolojik hem fiziksel acı olarak kendini gösterebilir.
Efendi sadece kendi sadist zevklerinden dolayı kölesine acı verebilir.
Efendi kölesini acıdan uzak tutmak için elinden geleni de yapabilir.
Efendi kölesinin acısını dindirmek için uğrasaşabilir.

Bir ortacag köle sahibi kölesiyle acı ekseninde nasıl bir ilişki kuruyorsa günümüz efendisi de aynı eksende ilişki kurabilir özetle....Ana şemsiyeyi unutmayalım.

Sınavlar

Kölemin disiplinini , ogrendiklerini hayatına samimiyetle nasıl geçirdiğini gözlemlemek, evet sadece bazen durarak ve susasark gözlemlemek, bir efendi olarak en büyük haz benim için. Nasıl ki bir babanın kücük kızının emeklemesini ve konusmasını gördügünde duydugu sevinç bir mutluluk yaratırsa, disiplinimin iç disiplin olarak köleme yansımasını görmek de benim mutlulugumdur.

Ve tüm eğitim bilimleri tarihinde göreceğimiz gibi öğrenileni test etmek, öğretici için vazgeçilmez bir ölçüttür. Ölçmediğini bilemezsin, bilmediğini yönetemezsin!!!!

Bu da tüm bu  olayın bütününü bir dizi sınavlar silsilesi haline getiriyor doğal olarak. Ve her durumda tüm sınavları geçecek bir kızım olması önemli. Bu yol da güllük gülüstanlık değil haliyle. Bunu kavramak için de içi boşaltılmış bir beyinle hareket eden köleler yerine beyni çok kanallı şekilde çalışan ve ruhunun karmaşasından disipline sarılarak çıkabilen zeki ve enerjisini içten alan köleleri tercih ediyorum. kölemin uyuşuk beyinli biri olması yerine sürekli olarak Alert halde, uyanık halde olmasıdır benim tercihim.

Peki bu alertness durumunu kölemden niye beklerim? Böyle olması gerekiyor...Çünkü tüm bir süreci  ve ilişkiyi farklı disiplin ve değişim duraklarından oluşan bir yolculuk olarak görürsek eğer, her durakta bir at değiştirmemek için. Kölem benim ona verdiğim yöne karşı sürekli uyanık olursa (tangoda erkegin verdiği pozisyona uyanık olan kadın dansçı  gibi) sürekli farklı yöntem ve araçları deneyip durmamış oluruz.

İç disipline geliyor dayanıyor işte her şey. Örneğin kölemin vajinasına bir klips takıp onu duvar dibinde ayakta bekletirken, o sırada duyduğu rahatsızlığa rağmen, benim içkim bittiğinde , içkimi tazeleyemediği için rahatsızlık duyabiliyorsa, büyük bir yol katetmişiz demektir.


Yoksa ben kendi içkimi tazelemek için bir köleye ihtiyaç duyacak acizlikte değilim. tüm bu katedilen yollar ve duraklar büyük bir yolculugun  ya da bir inşaatın köşe taşları ve tuğlaları.

Kölenin Duruşu

Gönüllü olarak 21. yüzyılda köle olan biri artık kölelikten çıkmak için bile efendisinden izin istemeyi göze almış biridir. Sonradan çamura yatıp benden paydos gibi bir tavıra girecek olan kölenin de sadece sulandırılmış fantazi arayışındaki aciz bir canlı oldugundan sözedebiliriz. O güne kadar yaşadıklarını benden paydos diyerek hiçe sayan, kendi kölelik yaşantısına bu şekilde ihanet eden biri efendiyi aşağılamış olmayacaktır. Kendini yerin dibine sokacaktır. Köleliği bitimek için bile efendisinden izin istemeli ve efendisi bu izni verene kadar da köle olarak kalmalıdır 21. yuzyil kölesi.

Ayrıca iç disiplini ben de istiyorum efendim demekle olmuyor  bu yolculuk. Mış gibi yapmak kölelikte işlemez. Mış gibi yapanlar (fantazi ya da zaman kazanma amaclı) eninde sonunda erdemsiz bir duygu çamurunda gidip geliyor demektir. Asker mi olacaksın yoksa naylon tabancayla asker kıyafetiyle askermiş gibi mi yapacaksın? Soru budur. Bu sorunun yanıtını köle önce kendi içinde bulmalıdır.

Ceza icin yediği kırbaçla efendisinin sadece zevk icin attıgı kırbacın ayırdına varmalı ve birisinde "bu hatayı yaptım ve efendimi mutsuz ettim, simdi de efendim cok haklı olarak beni cezalandırıyor. bunu her seferinde anımsayıp kendimi efendim karsısında böyle rezil bir salak köle durumuna sokmayacagım"  demeli.

Yine aynı kırbacı bu kez mesela efendisinin sadece bir köle kırbaçlama zevki için yediğinde de , "canım yanıyor ama efendim kölesini kırbaçlama hakkına sahip ve şu an beni kırbaçlayarak zevk alıyor , bundan başım dimdik olarak mutluluk duymalıyım, off canım yanıyor ama olsun efendimi mutlu ediyorum " diyebilmeli.

Bu kısım kölelere çoğu kez karışık gelebilir.

Hatta biraz daha karıştırmak için köleye şöyle yaklaşılabilir. Köleye onun istemediği bir şeyi yaptırırsın. Örneğin başka bir erkeğe siktirmek.  Buna isteksiz duruşunu görürsen cezalandırırsın. Fakat aynı şeyi yapmak istedğinde de ceza verebilirsin, cok istekli oldugu için. Her iki durumda da ceza alabilir. Buna "arınma" denilebilir aslında.  Her türlü önyargı ve genellemelerden arınmak  ve önceden adı konmuş durumlara hazır olmak yerine adsız, belirsiz ve kontrol dışı durumlara alışkın olmak....Buradaki temel amaç bu...Yaşamın 2 yönlü mesajlarına hazırlama "hiç"leşme...Bu hiçleşme meselesi tek başına bir yazı hatta bir blog gerektirecek kadar farklı bir evren...O nedenle çok derinine girmiyorum. Ama hiçleşmenin arınma  ya da yeniden doğuş ile ilintili felsefi düğümleri üzerine düşünebilirsin ey sevgili okuyucum. O konuya burada girmiyorum. Özetle iyi bir efendinin kölesinin kafasını  çeşitli farklı mesajlarla karıştırabilen ve zamanı geldiğinde  de o çelişkili görünen mesakları kölesinin sindirerek anlayacağı sekilde ortak bir parantezde toplayıp bir nedene bağlayabilen bir efendi oldugunu düsünürüm hep.  Çünkü bu yolculukta uğranan hiçbir durak sebepsiz değildir.!!! Köle bu nedenlere baştan vakıf olmayabilir. (İşin güzel yanı da bu). Erdemli ve sabırlı bir köle, (ki bu sabrı içindeki disiplinden alır) bu duraklarda yaşananların bir nedeni oldugunu ama bunu sonra öğrenecegini bilerek güvenle ilerler o duraklarda.

Gerisini yazının devamında tamamlayacagım