2 Ağustos 2013 Cuma

Efendinin İç dünyasından Köle Efendi İlişkisi..yazılmamış bir yazı üzerine notlar




Bu yazıyı okurken bu müziği de dinlemelisiniz.

Şimdiye kadar hep onun yazdıklarından dinlediniz hikayenin içsel boyutunu. Ben özellikle iç dünyamı yansıtmamaya gayret edip felsefenin ve mantıgın ve de ilişkilerin dünyasından yazdım..

Belki artık oına bir gorev verdigimde, beni utandırdıgında,  benim yanımdayken, yanımda degilken, gülerken, aglarken, kırbacımı yerken, utangaçça cocukca gülümserken, küçük şeytan gibi birşeyleri benden saklarken,  ben bin türlü sorunla boğuşurken  onu da aynı zamanda taşımaya çalışırken iç sesimdeki öykü, film kareleri, hisler nelerdi? bunları hiçkimse duymadı henüz...

Belki bir gün bir yazı yazarım. Bu kez de Efendi'nin iç dünyasında neleri yaşadığını okursunuz belki de...yazının başlığı da "Bir Köle , Bir Aşk" olur sanırım....

Bu yazıyı yazarken sanırım şunu dinlerim. Donizetti Bey'den Elixir of love 'ın "Uurtna Fiva Lagrima "  parçası....

Evet bu yazıda nelerden sözederdim? Mesela, başlarken nasıl bir ruh halinde onun kölelik istegini kabul ettim?



Onu nasıl anlamaya çalıştım?

Onun özelinde ona nasıl bir eğitim vermeye çalıştım?

İplerini nasıl sıktım?

Nasıl gevşettim?

Bilinçli olarak hata yapma şansını ona nasıl verdim ve o içimden belki bin kez " Ne olur bu oyuna gelmesin ve hata yapmasın " diye tekrar ettim?.. Hiç kimse bilmiyordu evet, bir tek iç sesim ve ben...

Ve sonra kafa karışıklıgında bile nasıl müdahale etmedim?  Hep bir beklenti vardı icimde..."kızım sacmalama istedigin bu mu?" diye kendine sormasını istedim o hataları yaparken...

Kendine inat , kendini ve iliskiyi getirdigi noktaya musade ettim. Evet sebebi benim...

İstedim ki inatla o dalda kalsın...

En son da karsımdaki kuyudan gelen sesimin yankısının nasıl kesildigini gordügümde neler yasadım...? Onemli mi?   değil ama degerli hisler....


Bana hediye ettigi kücükprens kitabını kaç kez çevirdim ve bazı cümleleri keske ahhh o da okuyup farketse buradaki gizemi dedim.... Bunları yazarım belki bir gün....O ise okurken "pehhh" diyip "aslında boyle degildi bunlar onun yüzünden hep" diyerek kendi icini rahatıcı "DÜSÜNCELER" bulurdu kendine  belki...Onun yüzlerce yazıda anlık olarak yazdıgı hislerini ve ic dünyasını dusununce benim bir tanecik yazıda benim tarafımdaki iç sesleri ve iç dünyayı geriye donuk  yazmam da anlasılır birsey olurdu en azından...

 Efendinin iç sesinden, iç dünyasından kölesine  tutkuyla yaşadıgı hisleri...Yazabilir miyim , fırsatım olur mu? Ömrüm yeter mi?  Hevesim kalır mı? bilmiyorum.... Gelin yazıdan dedil yine sesten devam edelim ve dinleyelim bu iksir şarkısını.



Parçanın Pavarotti versiyonu:


Nana Mouskourio versiyonu, bu da kadın sesinden:

ve efsane tenor  Nicolai Gedda 'nın sesinden...sanırım en güzellerinden biri de bu:




8 yorum:

alis dedi ki...

bir d/s ilişkisinde Efendinin "memnuniyeti" veya "memnuniyetsizliği" olur. diğer duyguları ona yakıştıramayız. tabii ki insandır ve duyguları vardır ama diğer(!) hayatında. görmeyiz, görmek de istemeyiz.
bir d/s ilişkisinde hep, Efendinin işinin kölenin işinden daha zor olduğunu düşünmüşümdür. daha doğrusu şöyle söyleyim: her iki tarafın da aldığı hazlar ve ödediği bedeller var. belki biri arttıkça diğeri de ağırlaşıyordur bilmiyorum ama bence hükmetmenin bedeli en ağırı.

ve sizin gibi; bu bedeli ödemeyi göze alan ve bunun hüznünü açık yüreklilikle paylaşabilen efendilere hayranlık ve saygı duyuyorum.

Red Dominum dedi ki...

Efendinin işinin daha zor oldugunu ben de yazdım blogda birkac kez. Gerçek bir Efendi olmak zor bir iş. Sadece "memnuniyet" peşinde koşan benim de "egosuna hizmet icin iliskiyi kullanan" efendi aslında kendi Ego'suna kolelik yapar. (bu arada memnuniyet ve memnuniyetsizlik lafları cok kısa yol ve acıklayıcı..sevdim).
İNSAN'a dair bir şeyden sozediyoruz ilişkiden sozettigimizde...Bir eşya ile ilişkimizde bile bu gecerlidir. Arabasıyla sıkı bir bağ kurdugu icin onu satamayan insanlar tanıdım ben. İlişki insana dairse "combo" gibi paket halinde yanında tüm duygular da geliyor. Sosyal hayatta maskesiz yaşayamıyoruz diye DS iliskilerde soluk aliyoruz. Bir de tutup o lanet maskeyi DS ilsikilere tasıyınca samimiyetsizlik paçalardan taşacaktır haliyle...Kimseye sirin gorunme, memnuniyetsiz sert efendi görünme derdim olmadıgı icin ifadelerimde maske yok. Bu demek degildir ki hüzün denizinde yüzüyorum:)))) sadece oykünün bu taraftaki kısmını belki bir gün yazarım diye düsündüm o kadar:))) Onure edici yorumların icin teşekkürler Alis.

alis dedi ki...

sanırım doğru ifade edemedim: sizin hüzünlü olduğunuzu söylemek istememiştim. bu yazıyı okuyunca bende bıraktığı duygu bu olduğu için öyle bir ifade kullandım.

galiba hüzün denizlerinde yüzen benim. imdatt! :))

Adsız dedi ki...

Ben de bir köleyim. Aslında "bir" köleyim diyerek efendime ait olmanın kutsiyetini azaltıyormuş gibi hissediyorum ama başka türlü ifade edemedim. Ben aşık oldum. Hem de öyle umutsuzca ve öyle boynum kıldan ince bir şekilde. Onun küçük kızı, sakinleştiği liman oldum. Bana ihtiyacı olduğundan değil. Zannediyorum ki onun bana hiçbir zaman ihtiyacı olmayacaktır. Sadece O'na ait oldum işte. Hatta O'na bile değil. O'nun ellerine... Efendimin ellerine... Efendimin gözlerine, zihnine ait oldum. Sözcüklerine ait oldum. Sizi okudum bu süreçte. İkinizi de... Özellikle sizi okudum çünkü efendim kendine dair hiçbir ayrıntıyı vermiyordu. Ne hissettiğini merak ediyordum. Gözlerinin içine bakarken sanki bulmaca çözer gibi oluyordum.

Şimdi bu yazıyı okuyunca, her şey bittikten sonra... Evet, gözyaşları içinde okudum. Onu biraz olsun üzmüş olabilme ihtimalim aklıma geldikçe... Bana "Beni bir daha arama." dedi. Bu emrine uyacağım elbette. Ama bencil bir şekilde sanki bir yarası var da onu bir tek ben iyileştirebilirim gibi hissediyorum. Bu sadece bir his.

Yazmayın o yazıyı. Sadece... Ne derseniz deyin, büyümüyoruz biz. Sizin elleriniz, ah... Bunu hissetmediğinizden bilemezsiniz belki. Bozkırda kıl çadır kadar korunaklı, atlar kadar özgür hissettirir.

Şimdi kendimi O'nsuz bir yılkı atı gibi hissediyorum. Sadece anlatmak istedim. İyi günler.

Adsız dedi ki...

Bir efendinin güncesi yok hiç. Kölelerinkini biliyoruz ama efendilerin iç dünyasını hiç bilmiyoruz. Böyle bir yazı yazmanız çok aydınlatıcı olur. Sevgiler.

Red Dominum dedi ki...

Adsiz 1: Aidiyet hissin ve Efendine bitmiş olmasına rağmen hala saygı ve itaat duymandan dolayı seni tebrik ediyorum. Gerçekten çok bağlı bir kölesin. Fakat bitmesinin nedenleri üzerine düşünmenden başka bir şey tavsiye edemem sana.

Adsız 2: Benim icin de zor bir yazı olur sanırım bunu yazmak. Dış ses gibi aydınlatıcı yazılar yazmak daha iyi becerebildigim birsey. İç sesimi o an işlemde olan düsünceleri ve ruh halini nasıl toparlarım nasıl doğru ifade ederim emin olamadıgım icin biraz temkinliyim. Bir gün yazacağım ama:)

Adsız dedi ki...

valla çok acıklı olmuş ya.. hele hele ilk adsızın yaptığı yorum beni de hüzünlendirdi. ne güzel anlatmış öyle şiir gibi

Red Dominum dedi ki...

Bazen iyi anlatamayacagımız konularda susmamız gerekir. Ama hüzünlü adsız, başkalarının susabilecegi bir konuda cok damıtılmış şiir gibi bir ifadeyler kendini aktarmış evet.