25 Nisan 2014 Cuma

DELİLİĞİNİZ SİZİN AYNANIZDIR


İnsan varlığı deliliğe gönderimde bulunmaksızın anlaşılamaz. İnsan deliliği özgürlüğünün
sınırı olarak içinde taşımaksızın insan olamaz” (Jacques Lacan)

(Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba. Neden yazmıyorsunuz diye gelen maillerden sonra cidden tekrar yazmak için zaman ayırmam gerektiğini farkettim. Hala BDSM konusunda aynı dengeli, erdemli felsefede duran insanların oldugunu gormek beni tekrar yazmaya motive ediyor. Teşekkürler -- RedDominum)

Hiç sıradışı bir hissiniz, ya da herkesten gizlice yaptığınız delice(!) bir şeyden dolayı kendinizden şüphe ettiniz mi?

Ya akıl sağlığım yerinde değilse diye kendinize endiseyle baktınız mi? Başka insanların yapmadığı ya da hissetmediği (En azından öyle olduğunu sanıyoruz) şeyleri hissediyor ya da yapıyor olmak sizde nasıl bir his yaratıyor? Deliliğe yakın bir his mi? Normal değilim ben mi diyorsunuz kendinize? Ya da benim kadar kendinizi sorgulamadan her türlü sıradışılığınızla barışık mısınız?

Öncelikle iyi haber...


 Yanıtınız ne olursa olsun sıradışı hisler ya da sıradışı gizli davranış ya da alışkanlıklarınız,  akıl sağlığınızdan  ya da etik duruşunuzdan zaman zaman şüphe etmenize yol açan herşeyiniz aslında herkeste bir şekilde var. Bu nedenle derin bir nefes alabilirsiniz.  Ne kadar pis bir insanım ben demenize gerek yok.  Delilik herkesin içinde bir yerlerde yaşayan ve varoluşumuzun önemli  kaynaklarından biridir. 
Modern çağda insanlar içlerindeki deliliği yok sayıp   modern rasyonel aklı kutsayarak  yeni bir insan varoluşu tanımladılar.  Zenciyken beyaz gibi görünmeye çalışmaya benziyor bu.

Delilik ve sıradışılık aslında kendi başına bir hal olmaktan öte, “normal” halimizi yani varoluşumuzu tanımlamamıza yol açan yardımcı çizgilerdir. İçimizde taşıdığımız delilikler,  varoluşumuzu anlamamıza yarayan aynadır.



 Ormanda  tek başına  bir bebekken hayvanlarca büyütülen Tarzan’ı bilmeyen yoktur sanırım. Tarzan’ın en büyük trajedisi varlığından şüpheye düşmesidir.  Varlığından şüpheye düştüğü an ise bir  göl kıyısında suda yansıyan yüzünü görmesiyle başlar.  O zamana kadar kendini ve neye benzediğini bilmeyen bir  canlıyken, kendini tanımayacak  kimliği sudaki bir yansımada buluverir.   Delilik de insanoğlunun akıl ve normallik’te göremeyeceği kimliğini  tanımlayacağı bir sudur. Sudaki yansımadır. Delilik bizim  varoluşumuza ayna tutar. Deliliğe yaklaşmadan kendi varoluşumuzu tanımlamamız mümkün değil.

BDSM kapsamında   bunu nasıl yorumlarız? Straight standart ilişkilerin tanımlı oyun alanında durdukça, yani kendimizi toplumsal normlarla  sınırladıkça asla içimizdeki gerçek  kimliğimizi bulamayacağız.   Milyonlarca kadın ve erkek  sıradışılıkla tanışmaktan uzak durduğu için (delilikten de bu şekilde uzak durulur toplumda) gerçek kimliklerini hayatları boyunca tanımlayamadan başka bir kimliği yaşıyorlar. Ne yazık…
Sıradışılık, sapkınlık, delilik ve içimizdeki delilik ibareleri herkesin kaçındığı şeyler.  Kimse kendine normal olmamayı, deli diye anılmayı yakıştırmaz.  Hatta bundan en ufak bir sapma hissettiğinde duyduğu rahatsızlıkla ya  camiye kiliseye atar kendini, ya yoga meditasyon yapar, ya kişisel gelişim kurslarına paralar döker  ya da  çağımızın  yeni tapınağı olan terapistlere giderler. Psikoterapistliğin dünyada  tarih boyunca hiç olmadığı kadar populer olmasınıın başka açıklaması yok. Günümüzde  yetişkin insanlar sadece kendileri için değil  el kadar cocukları için bile psikoterapistlerden destek aralarak NORMALDIŞI, sapkın, sıradışı ve hadi kibar olmayalım, deli olmaktan korumak istiyorlar. Aç olalım yoksul olalım ama deli ya da sapkın olarak bilinmeyelim…..İnsanların cogundaki temel kaygı bu.




İşyerinde bir topantıda karşısında oturan erkeğin penisini hayale eden toplantı sonrasında da gidip tuvalette masturbasyon yapan kadın! Sen deliliğinden korkuyor musun?  Ya da bir kadına olan aşkı için kendinden hiç beklenmeyen şeyler yapan adam. İçindeki delilik seni şaşırtıyor mu? 

Abuk subuk bir musluk tamircisine vermeyi hayal edip ıslandığında "bana ne oluyor ne yapiyorum ben" diye soran kadın! Sana ne oluyor hiç düsündün mü? 

Efendisini arayan köle kadın,  normal hayatta herkese karşı dimdik durup hatta baya dominant tavırlar sergileyen sen! Aslında güclü  ve ERDEMLİ bir efendiye itaat etmeyi için için istediğini  anımsayınca içindeki delilik sana ne yaşatıyor?
Hayır nypmhomanyak değilsin? Sapık ve ruh hastası degilsin. İçindeki deliliğin ışığında kendi varoluşunla utangaç bir barışma yaşıyorsun.  Önümüzdeki tek engel, deliliğimizi başkalarının kabulünde zorlanacağımızı düşünmek. Oysa kimseye deliliğimizi yansıtmak durumunda degiliz. Her canlının kendi icinde delilik vardır ve buna bakarak varlıgını tanımlar, tamamlar. 


Oysa içimizdeki normal dışılık, sıradışılık , sapkınlık ve diğer delice şeyler bizim kimliğimizi tanımlamamıza yarayan  bir aynadır.  Kaçılacak bir şey değil, arada bir yüzleşmemiz gereken bir ve dünyadır delilik. 

O olmadan hayat ile asla saf ve katıksız bir bağ kuramayız.  Yapay  normal bağlarla yani varoluşumuzla tanışamadan hayatta yer almaya devam ederiz.








Kopeklerin kedilerin sacma komik hareketlerini düsünün . Her birinin kendine has bir karakteri var ve onlar içlerinden gelen delilikle bu kişiliklerini tanımlıyorlar. Tek farkımız biz kimseye yansıtmak durumunda degiliz bunu. İçimizdeki delilik, bizim saglıklı varlıgımızı gormekteki bir ayna olarak kullandıgımız bir araç sadece.

İçindeki kölelikle, içindeki efendilikle, içindeki orospulukla, içindeki sıradışılıkla, içindeki kinky , edepsiz yanlarıyla  kendine dönüp bakmamış bir insanın varoluşundaki derin acı ve karanlığı tanımlamak öyle zor ki.

11 yorum:

redyok yok dedi ki...

Velhasılı hayat bir keredir.Ve nasıl yaşamak istediğin aslında senin elindedir.Senin neyi normal neyi anormal gördüğün ise hayatın sana dayatmasıdır.Ya tek düzeliğe teslim olur başkaları için yaşar yada zincirleri kırar kendin için yaşarsın.Güzel bir yazı dostuma teşekkür ederim

Adsız dedi ki...

blog alemine ben de dönecem. heves ettim şimdi. sağ olasın.

Red Dominum dedi ki...

Birilerini yazmaya heveslendirmek benim adıma mutluluk verici:)
RED

Adsız dedi ki...

Mail adresiniz nedir ?

Red Dominum dedi ki...

Merhaba
Mail adresim, ana sayfanın yanında bana soracagınız sorular kısmında yaziyor...
reddominum@gmail.com

Adsız dedi ki...

Onu ben yazmıştım dedii :)

Red Dominum dedi ki...

ne demek o? "onu ben yazmıstım dedi" ne demek???anlasılır yorumlar yazarsanız sevinirim. daha eglenceli olur

Adsız dedi ki...

gerçek anlamıyla "housepet" "köpek" olmak isteyen bir erkeğin psikolojisi hakkında ne düşünüyorsun? Ve genelde çizmeleri yalamaktan tasmayla gezdirilmekten ve topuklarla ezilmekten hoşlanıyor. Ayrıca her türlü hakaret ve pislikten de..

Adsız dedi ki...

aslında yıllar önce şüphe duyuyordum.aynaya her baktığımda bunları yapanın ben olduguna inanamazdım. aynı ortak duygular işte...deli miyim, sapık mıyım..sonra yaş 30 a gelince bunların esamesi okunmadı...şimdi sorgulamıyorum bile. yıllar önce 2 erkekle grup yapmıştım.bitince vay efendim ben ne halt ettimler , vay ne pisliğim vs vs.. geçenlerde yaptım aynı şeyi...aynada baktığım yüzden mutluydum.makyajı akmış, dağılmış surat, dağınık saçlar:) çok kafayı yormamak lazım...panta rhei ;)) eylül

Adsız dedi ki...

ama yeni yazılar bekliyoruz artık lütfen :)

Red Dominum dedi ki...

yeni yazılarımı yazmaya başladım Adsız:)